VEFA

Kurumlar vefa duygularının hatırına uzun yaşar ve ayakta kalırlar. Keza insanların duygu dünyalarına hitap ederek de temellerini sağlamlaştırırlar. Kurum ve kuruluşlar kendi değerlerine sahip çıkarak vefaya duyduğu saygıyı gösterirken, insanların hissiyat dünyasında da önemli yer tutarlar. Peki bu kadar yoğun işler arasında yoğrulurken kurumlar böyle işlere zaman ayırabilir mi? Ayırmalıdır!

Kendi içinden çıkan değerlerini hatırlamalı, sahip çıkmalı, tanıtmalıdır. Böylece, kendi kurumunun da saygın şekilde devamını sağlar.

Çocukları tabi ki anne ve babalarını anarlar ve bir şekilde yaşantılarına yansıtırlar. Ancak bu davranış biçimi zaten beklene gelendir. Babalarını veya annelerini örneğin, ölüm yıl dönümlerinde anarlar ama bunu anlatma, yansıtma ve tanıtma imkanları kısıtlıdır. Esas görev, ait olduğu ve mezar taşına bile adı yazılan kurumunun saygınlığının gereği değerlerine sahip çıkmasıdır. Bir örnek vermek gerekirse: bir belediye başkanının ölüm yıldönümünde belediye anma yapamasa bile Rahmetliyi anlatan bir açıklama ile anmalıdır. Zor değildir bu, aslında görevidir! Kurumun kendine duyduğu saygının gereğidir. Ayrıca sosyal sorumluluğudur. Kendini topluma adayarak hizmet eden kişileri anarak o kişiyi tanıyanlar da kuruma olan güven, saygı ve sevgiyi arttırırken, tanımayan yeni nesile de tanıtarak kültür hizmetini verir. Bu işler zorlu değil, yeter ki iste. Anarsan anılırsın; unutursan unutulursun.

Hissiyat dünyasından uzaklaşmanın göstergeleridir bu davranış biçimleri. Ancak unutulmamalıdır ki canavarlaşan maddiyat dünyası, uysal maneviyat karşısında nihayetinde kaybedecektir. İkili ilişki de bile duygu dünyasından uzaklaşıldığında robotlaşan ancak zamanla kendine saygısını yitiren yığınların olduğu aşikardır.

yazi-icine.jpgManeviyat dini bir terim değildir. Maneviyat sevgi dünyasında yer almaktır. Maneviyat denizinde damla bile olabilmek nihai mutluluğun da nedeni olacaktır.

Pandemi, kanımca maneviyat hislerini körükleyecektir. Duygusuz insanların mahluk olarak kalacağı ve kendini dünyanın eksenine koyan insanların sahte gülücüklerinde yankılanacaktır. Bu kişilerin kahkaha atarken gözlerine bakın, kahkahalarının ardında gözyaşlarını görürsünüz. Egoları ve maddeciliğinin kendini yavaş yavaş zehirlediğini sonunda gösterecektir, ama çok geç olacaktır artık. Hissiyat dünyası zarar aldıkça, maddi pencereden bakış arttıkça vefa duygusu da kalmayacak, sevgi ve saygı da yok olacaktır. Sonuç; COVID-19’un hala dikte ettiği kopuk ilişkiler ve içine kapanık insanlık robotlaşarak yok olmaya doğru ilerleyecektir.

O halde sevgi, saygıyı egemen kılmak için geç kalınmamalıdır.

***                                        

Trabzonlu için milliyetçi diyorlar. Nasıl olmasın ki? Sülüklü mezarlığında şehitlik var, sanki dersin gül bahçesi, huşu içinde ve sizi adeta içine çeken bir görüntüsü var. Türk bayrakları ile donatılmış, gelincik tarlası gibi mağrur, onurlu ve duygulu…

Birçok yerde şehitlik var ama gelsin görsünler burayı adeta o şehitler “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda” diye kükrüyorlar.

Ayrıca, Samsun’dan itibaren tüm üst geçitlere bir şehidimizin ismi verilmiştir. Birçok yaratıcı buluşuyla ve küçük dokunuşlarla bile olsa pratik zekasını ispatlayan Karadeniz insanı maçlarda bayrağımıza dönerek İstiklal Marşı’mızı söylemesi gibi her alanda bu maharetini gösteriyor. Vefa duygusu ve maneviyat hissiyatını yolculuk yaparken bile hissediyorsunuz.

Neden milliyetçi olunmasın ki? İngiliz mandasından veya Amerikan mandasından mı yana olsun, Cumhuriyet’in kuruluşunda bazılarının olduğu gibi... Doğrudur; Karadenizli Türk milliyetçisidir, ama asla ırkçı ve kafatasçı olmadan, kimseyi ötekileştirmeden, mezhebine, dinine ayrımcılık yapmadan yani Atatürk’ün ifade ettiği gibi Milliyetçidir.

“Bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki, bizimle teşrik-i mesai eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerin icabatını tanırız.Bizim milliyetperverliğimiz herhalde hodbinane (kibirli) ve mağrurane bir milliyetperverlik değildir.”

***

O’nunla devam edelim. “Yemin ederim ki bizim ulusumuzun manevi gücü, bütün ulusların manevi gücünün üstündedir.” Olmasaydı Çanakkale’de uçar gibi ölümün üzerine koşar mıydı Mehmetçik.

“Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.”

Mustafa Kemal Atatürk devrilmeyen ve fikirleri hala geçerliliğini sürdüren tek Liderdir.

Ne güzel ifade etmiş, bakmayalım o güzel global dünya, dünya kardeşliği yalanlarına, kulağa hoş gelen ütopik sözlere. Keşke el ele tutuşsak, bütün dünya kardeş olsa. Gel gelelim ki o şarkıyı söyleten Emperyalistler dünyayı kan gölüne çevirirken süslü laflar arkasında çakal gibi ellerini ovuşturarak sırıtıyorlar.

Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’mızın kardeşlik, sevgi, saygı, vefa duygularını geliştirmeye vesile olmasını ve paylaşım hissiyatının yaygınlaşmasını dilerim. Sağlıcakla kalın, saygılarımla.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum