ÜÇ GÜNAYDIN

Bugün beynimde listelenen, biz yani “Günaydınların” bana göre geç kalmış hikayesini yazacağım. Yazmak için yetenek ve hafıza lazım.  O da varken var olanı kaybetmeden başlayalım…

Yazmaya başlamadan defalarca düşündüm. Ruhum, düşüncelerim ve duygularım “haydi “ dedi.

Birine olan duygunun kaynağının sevgi mi, güven mi olduğunu tarttığında ikisi de bir aradaysa o zaman ona sımsıkı sarıl ve başla.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyar olmaz.

İnsanları ihtiyar yapan bence hayallerinin, ideallerinin ve ideolojilerinin yok olmasıdır.

Rahmetli Halil Günaydın daha elleri ayakları kırışmadan, saçlarına aklar düşmeden, yapacak çok şeyi olmasına rağmen hatta ihtiyarlamadan geçti gitti bu diyardan.

Halil Ağabeyim yaşamadan yaşlandı ve gitti.

O ihtiyar olmaya hiçbir zaman hazır değildi. O bizim ailemizin medeni  yüzüydü. Trabzon’unda.

Ya babam yıllarca doya doya alamadığı nefesin hasretiyle astım hastalığı ile mücadele verdi.

Heyecanlarını çok önce teslim etti babam astım hastalığına.

Yıllarca Trabzon’da hastalığına inat doğramacılık yaptı. Doktor ona “Asım Bey bu şehri terk etmelisin. Senin düşmanın, puslu havalar ve nem dese de terk etmedi memleketini.  “Günaydın Doğrama” ile yıllarca Trabzon’daki binalara pencere, kapı yaptı.

O Trabzon’un Asım Ustasıydı.

O Trabzon’un Balcı dedesiydi.

Babam bugünlerde ihtiyar olmaya karar verdi. İhtiyar, “ihtiyar” olmaya karar verdiğinde ihtiyardır bence.

Tıpkı nefesinin darlığı gibi, yaşlılığı da yaş aldıkça onu yordu.

Güzelliği görme yeteneğini kaybetmedi şükürler olsun. Hala bir evde kapının sağlamlığı ya da yüzeyin eğri mi doğru mu olduğunu görüp yorumlayacak kadar estetik sahibidir babam.

Bir insan ümitsizliğe kapılmışsa yaşlıdır.  Eğer sevdiklerine zarar geleceğini düşünmeye başlamışsa, yaşlanmaya başlamıştır. Kendinden çok etrafındakileri düşünmeye başlamışsa yaşlanmıştır.

Bugünlerde babamdan her ayrıldığımızda, ümitsizliği ona acaba dedirtiyor biliyorum. Acaba bir daha karşılaşabilecek miyiz? Görebilecek miyim?

Oysa ölüm yaşa başa bakmıyor ki.

Öğrenmişlikler en güzel yoldaştır yaşlılıkta. Yaşlılık kendi krallığının ilanıdır.  Tecrübedir yaşlılık. Tıpkı fidan vermiş tohumlar gibidir adeta yaşlılıkta.

Bir isimden daha bahsedeceğim size Ahmet Günaydın. 

Oda Günaydın ailesinin önemli bir ismidir.

Babamın tek oğlu.

Trabzon’un önemli iş adamlarından ve dürüst isimlerinden birisi.

Trabzon’un medarı  iftiharı.

En önemlisi benim ağabeyim.

Ben kendimi bildim bileli, ağabeyim hep ağır ağabeydi.Az konuşan, öz konuşandı. Bugünlerde kendi istediklerini yapmaya çalışan hayatını çiçeklendiren birisi oldu. İyi de yapıyor. Bir daha mı geleceğiz dünyaya.

O baba oldu. Dayı oldu. Kayınpeder oldu. Dede oldu.

Oysa bilmiyoruz ki kim bilir! Kendi içinde harcanmayacak ve sayılmayacak ne kadar yarası vardır? Ya da heyecanı vardır?

Ailenin her şeyi ile ilgilenince haliyle biraz yorgun düşüyor hayata karşı.

Şükrünü hep sükunetine sığdırdı.

Yeri geldi affettiği hatalar oldu. Belki haksızlığa uğradı. Sözün bittiği yerde sustu. Teşekkür etmeyi bildi. Özür dilemeyi de.  Kırmadı dökmedi. Hep sessiz bir ağabey oldu.

Çektiği fotoğraflar gibi hayatı resmedişi onun hayatında ki çeşitlilik gibi. İnsanlar sürekli ondan hoşgörü, lütuf, şükür, iyilik, cömertlik isterken  oda büyük bir aşk ile yetişmeye çalışıyor.

O yaptığı iyilikler ve fedakarlıklarla ışık olmaya devam ediyor.

Hani bu kızın gücü nerden geliyor diyorsunuz ya, Günaydın’ların köklerinden elbette.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum