TRABZON İMPARATORLUĞUNDA KADINLARIN TAHT SAVAŞI -2-

Sumela'da Güneş Tutulması

trabzon-imparatorlugu-1.jpg

Trabzon’da o yıllarda Astronomi Akademisi vardı. Kilise de bu akademi ile içli dışlıydı. Akademinin hesaplamalarına göre bir güneş tutulması bekleniyordu.

Bu çok önemli bir olaydı. Güneş tutulmasının en iyi şekilde Erzurum'dan izleneceği belirtiliyordu. Ama aynı zamanda Sumela'da da güneş tutulmasının en iyi şekilde görüleceği biliniyordu… İşte bu bilgi önemliydi. Kilise de bu olayı imparatorun nezdinde kilisenin lehine kullanmak istiyordu. Papazlar planlarını yapmıştılar bile... 

1361’de astronomlar bir haftalık güneş tutulmasını tespit etmişlerdi. Her ne kadar Ortodoks Hıristiyanlık hakimse de yerli halkın inançlarında güneş önemli bir yer tutuyordu. Astronomi çalışmalarını kendi kontrolünde tutan kilise bu olayı ahaliye duyurmadı. Eirene Hatun ve III.Aleksio güneş tutulmasından bir gün önce Sumela'ya davet edildiler. 5 Mayısta güneş tutulması gerçekleşti. Bir saatten fazla süren bu tutulma sürecinde dualar ve ilahiler okundu. Aleksios'un bu olaydan sonra Sumela ve kiliseye olan sempatisi daha da arttı. Giderek daha da kiliseye yakınlaşan kral Sumela'ya birçok ayrıcalıklar tanımada oldukça cömert davranmıştır. 

***

Bu arada 1362 yılında TRABZON yeni bir veba salgını ile karşı karşıyadır. Bu salgın bir yıl sürecek, ağır hasar bırakacaktır. Özellikle sahil kesiminde etkili olan hastalıktan korunmak için aynı yılın Mart ayında Orta Haldia bölgesine, Kral, annesi Eirene Hatun ve ailesi ile gider. Sahilden uzaklaştıkça vebadan korunmuş oluyordular. Trabzon sahil kesiminde yaşayanlar bu hastalık nedeniyle zor günler geçiriyordu.

trabzon-imparatorlugu-2.jpg

Hanedan üyeleri yaz mevsimine kadar bu bölgede kalırlar.

Haziranda  bölgeden ayrılarak Trabzon'a dönerler. Fakat veba salgınının azalmışsa da etkisini sürdürdüğünü  görürler.

Şehre girip saraya geçmeden MITRA TEPESİ'ne (BOZTEPE) çıkarlar. Çünkü şehrin merkezi ve çevresinde hastalığın belirtileri halen devam etmektedir.

Kraliyet ailesi burada üç ay çadır kurup yaşarlar.

Bizans eski gücünü kaybetmektedir. Trabzon, artık  İstanbul için önemli bir müttefik olarak kabul edilmeye başlanmış. Bizans bir şekilde Trabzon’un müttefikliğine ihtiyaç duyar olmuştur. Ana kraliçe bu durumun farkındadır ve tavrını ona göre alır. Hatta bazı törenlerde Eirene Ana bilerek Bizans İmparatoru'nun bulunduğu toplantılara oğlu Trabzon Kralı'nı göndermeyip daha alt seviyede protokol uygulamaya başlamıştır.

trabzon-imparatorlugu-3.jpg

III.Aleksios bir suikasta maruz kalır. Suikastın tertipçileri İstanbul Bizans'ının etkisindeki Trabzon'daki Metropolit ve diğerleri de Bizans yanlısı ticari yapıları güçlü aileleriydi. Tabi ki Galata Cenevizlileri de işin içindeydi. Çünkü Trabzon önemli bir ticaret merkezi idi.

Darbe bastırılır. Darbe planının içinde olan Trabzon Metropoliti tutuklanıp Sumela Manastırı'ndaki zindana hapsedilir.19 Mart 1364’de burada ölür.

Yeni metropolit seçilir.

Kendisinden siyasi meselelere karışmaması adına teminat alınır.

Aynı yılın Aralık ayında kral yeniden Sumela'yı ziyaret eder.

Sumela'nın gelirlerinin arttırılması için kral ikna edilir.

Birçok köy ve bu köylerdeki birçok arazi manastırın kullanımına verilir.

Üstelik vergi anlamında da muafiyetler tanınır.

Kral dini bir vecibeyi yerine  getirmenin huzuru içindedir artık. Bu yardımlar giderek artacaktır.Ama ana kraliçe bu durumdan memnun değildir.

***

Kralın bir de Türk damadı vardır. Kutlu Beğ, eşi Despina Hatun ile Trabzon’a gelir saray tarafından ağırlanırdı.

trabzon-imparatorlugu-4.jpg

Kral zaman zaman Trabzon yaylalarını dolanır. Hatta bir keresinde İmera'da dört gün kalır.

Ceneviz ve Venedikliler birer ticari koloni idiler. Ama çıkarları için her şeyi göze alıp bulundukları toprakların yönetimlerini kendi menfaatleri doğrultusunda etkilemelerini de çok iyi başarıyordular.

Hem Sumela papazlarına hem de Ceneviz ve Venediklilere karşı cömert tavizler vermekte olan III.Aleksios'un bu tavrı Eirene Ana'yı çok üzmekteydi.

Hatta oğlundan ümidi kesen anne kraliçe, gelecek için torunu Prens Abdronk' i yetiştirmeye başlamıştır.

Lakin genç prens bir Trabzon sonbaharında Bizans'ın da şüpheliler içinde bulunduğu esrarengiz bir şekilde Sarayın en üst katından düşerek öldüğünde sarayda yine hareketlenme başlar.

Bu sefer de komşu beylik ve devletlerden gelinler ve damatlar yapılarak ayakta durmanın yolları aranır.

Bu damat ve gelinler içinde Türkler de vardır.

Hesap her iki taraf için de "kazan kazan"a göredir.

Eirene Hatun bir müddet daha yaşar fakat 1382 Haziran Temmuz ayları Trabzon’un felaketi olacaktır.

Büyük bir nüfus, saray tarihçisi Panaret'e göre perişan olmuş. Trabzon'u esir alan veba şehrin eceli olmuştu. Maçka'dan Sürmene ve Tirebolu'ya kadar salgın çok can aldı. 

1204’te Komnenler tarafından kurulan Trabzon İmparatorluğu batıda Karadeniz Ereğli'si Doğuda Gürcistan'a, Gümüşhane  Amasya'ya hatta Kırım'a kadar uzanan coğrafya içinde sorunlu da olsa 1461'e kadar hüküm sürdü.

Bizanslılar tarafından işlerine geldiklerinde bunlar bizdendir dediler.

Ama çıkarları zedelenince de muhatap almamak adına Lazlar diye adlandırıldılar.

Etraflarını çeviren Türkler de Bizans artığı ve önemli bir ticari merkez olarak stratejik öneme sahip olduğundan bu krallığı ele geçirmek için sürekli seferler düzenlediler.

Bazen kız aldılar. Bazen kız verdiler Türklerle, Gürcülerle, Bizans’la akrabalık tesis edip varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.

Ama en büyük avantajları olan liman kenti olarak  ticari yolların kontrolünü sağlama konumları giderek dezavantajları oldu.

O dönemlerin ticarette önde giden devletleri olan Venedikliler Cenevizliler onları yordu. Bizans her zaman için kendine bağlılık istedi.

***

Türk beyleri, Seĺçuklular çepeçevre sardıkları Trabzon'u er geç ele geçireceklerdi. İç  çekişmeler de beklenen sonu hazırlıyordu.

trabzon-imparatorlugu-5.jpg

Giderek kader ağlarını örüyordu 1453  İstanbul fethedilince Bizans yıkıldı. Fatih Sultan Mehmet, Trabzon için hedefini belirlemişti:

"Trabzon fethedilmedikçe İstanbul'un fethi tamamlanmış sayılmaz" diyerek 1461 yılında Trabzon İmparatorluğuna son vererek aslında etrafı Türklerle çepeçevre olan Trabzon da fethedilmiş oldu. Ne diplomatik evlilikler ne ticari tavizler ne de surlar Trabzon'un düşmesine engel olamadı... Ama iç çekişmeleri sonlarını getirmede etkili oldu.

Trabzon surlarının orta yerinde kral sarayının içinde iktidar mücadeleleri sürerken bu mücadelede "kadın eli" her zaman etkili olmuştu.

Tarihin bir sayfasında bu kentte Karadeniz'in kıyısında, köyünde dağında yaylalarında hüküm sürme mücadelesinde kadınların mücadelesi çok ilginçti...

******************

DERELERİ RAHAT  BIRAKSAK

dereleri-1-002.jpg

Sahi dereler kanala niçin alınır?

Taşmasın diye mi?

Taşkın önleme çalışmaları niye yapılır?

Etrafa zarar vermesin diye mi?

Etrafta ne var,

Olması gerekenler mi yoksa dereler taşarsa zarar görecek olanlar mı?

Bir soru daha?

Kim  bu zarar görecek olanlar?

Dere kenarında evleri olanlar mı?

Peki bu konuda yasa ne der?

Derki,dere kenarında yerleşim olmaz.

Kuru dere yatağında da mı?

Evet kuru dere yatağında da

Eskiler ne der bu konuda?

Derler ki,

Dere 40 yıl da geçse aradan yatağını bulur?

Var mı bunun örnekleri?

Çoook...

Tamam çok da ölüm var mı ölüm...

Hem de ne kadar çok ölüm var...

Her yıl yaşanır Karadeniz'de özellikle bu ölümlü sel baskınları.

Bunca acıdan sonra akıllanır mı insanoğlu?

Ne demek akıllanır mı?

İnsanoğlu çok akıllıdır çoook...

O kadar akıllıdır ki,

Çöken binanın yerine yenisini yapar,

Ölen yakınının neden öldüğüne bakmadan.

Hatta dereye kabahat bulur,

Evin yanında ne işi var diye...

İstanbul, Bursa'da da son günlerde artan yağışlar felaket getirdi.

O zaman,

Bir soru daha;

Kot altına oturmak için daire yapılır mı?

Orda sağlıklı yaşanır mı?

Buna neden izin verilir?

Mevzuat değil mi?

Evet evet şu mevzuat var ya,

Tüm suç onda...

Vazgeçin bu saçmalıklardan.

Gelelim derelerin feryadına:

Diyorlar ki dereler, biz aklımıza göre özgürce  akarız.

Çağlarız taşarız. 

Bizim ruhsata ihtiyacımız yoktur.

Ruhsatımız dünya Yaratıldığından bu yanadır ve de sonsuza geçerlidir...

Yanımıza yaklaşmayın.

Yatağımıza ilişmeyin.

Bunları yaparsanız bizden size zarar gelmez.

Herkes kendi  ortamında rahat eder.

Biz mi ne yaptık?

Dereye ev yaptık sel aldı, tepeye ev yaptık yel aldı...

Sonra gelsin demeçler

BOŞ KONUŞUKLAR...

 

*************

AĞUSTOS BÖCEĞİNİN  SESİNİ DUYABİLMEK

agustos-bocegi.jpg

Kızılderili şefleri trenle New York’a getirildi.
Bir heyet kendilerini karşıladı.
Konuklara toplantı öncesi kenti gezdiriyorlardı.
Sokaklardaki insan seli, arabaların, iş makinelerinin gürültüsü Kızılderilileri şaşırtmıştı..
Bir ara Oglala Lakhotaları’nın şefi ve şamanı Heȟáka Sápa-Karageyik bir Ağustos böceğinin şarkısını duyduğunu söyledi.
Diğer reisler onayladı ama beyaz adamlar inanmadı.
Kentte Ağustos böceğinin olmayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulamayacağını söylediler.
Karageyik ısrar etti.
Arabayı durdurdu.
İndi, ilerideki parka gitti ve bir ağaçta Ağustos böceğini gördü.
Amerikalılar şaşırmıştı..
“Olamaz” dediler, “Sende doğaüstü güçler var.”
“Hayır” dedi Karageyik,
“Ağustos böceğini duymak için doğaüstü güce ihtiyaç yok.”
“O zaman biz niye duymadık?” dediler.
Karageyik cebinden metal bir 50 sent çıkardı, kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarladı.
Bir anda herkes “Acaba benden mi düştü?” diye paraya bakmaya başladı.
Karageyik yanındakilere sordu:
“Anladınız mı?”
“Anlamadık” dediler.
Anlattı;
“Bir insan için önemli olan, nelere değer verdiğidir. Çünkü her şeyi ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder.
Siz doğaya değer verseydiniz, Ağustos böceğinin şarkısını duyardınız.

(Alıntı)

DOĞAYA DEĞER VERSEYDİK...

KEŞKE DEMEMEK İÇİN  VAKİT KISALIYOR...

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar