Şimdi Uzaklardasın

Bana göre bu şarkının en içli yeri "Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu!" kısmıdır. Düşünebiliyor musunuz aklınızdan ayrılığın geçmesinin mümkün olmadığı bir duygu seli hakim olmuşken, onu bir gün göremediğinizde bile özlerken bir bakmışsınız hayatınızdaki yeri artık koca bir boşluk olmuş! Ne tuhaf değil mi?

Duyanın hüzne kapıldığını düşündüğüm herkesin bu şarkıda bir anısı vardır. İçkiyi çok seven biri değilim; ortamı olursa içerim, olmasa da aramam. İşim gereği içkili ortamlarda çok uzun süre bulundum. Bu şarkıyla ilgili gözlemlerim de çok olmuştur. Bunu dinleyen normalden biraz daha fazla sarhoş olur. Ne anlatıyor olursa olsun her kişinin gözleri geçmişe dalar. Aldığı alkol oranında insanı bağırtır, ağlatır, susturur ya da sersemletir. Ya da derin derin iç çektirir.

"Şimdi uzaklardasın!" ne kadar garip bir söylemdir! Nasıl bir ruh hali yazdırabilir ve bu şekilde söyletebilir? Gerçekten akılda canlandırılması, yaşamamışlar için biraz zor olan şarkıdır! Geçmiş, gelecek, uzak, yakın, iyi, kötü, yalan ya da gerçek..! Yaşanan her anın film şeridi misali gözün önünden geçmesine sebep olan sitemkar bir söylemdir.

Bendeki anısı ise anlatacağım biçimde gelişti. 1987 yılında Novartis İlaç Firması'nda işe girdim ve bu işe Samsun’da başlayacağım. O zamana kadar annem ve babamla oturuyorum. Bizim evden ayrılmamıza annem çok üzülmüştü. Evden ayrılacağımız anı aklıma geldikçe hala birebir yaşarım. Hüzünlü bir ayrılmaydı.

Aradan bir hafta geçtikten sonra telefon açtım eve. O zaman cep telefonu yok; sabit ev telefonları var. Telefon çaldı, çaldı, çaldı; cevap yok! İçimden "Ne oldu?" diye geçiriyordum ki annem telefonu kaldırdı "Alo!" dedi. "Nasılsın anne?" dedim. Aradan on saniye geçmişti ki annem 'Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu!' şarkısını söylemeye başladı; sonuna kadar şarkıyı dinledikten sonra konuşmaya başladık.

***

Herkeste değişik anısı olan bu şarkının şimdi size hikayesini anlatacağım.

Tarih 6 Aralık 1931... Bursa’da dünyaya bir erkek çocuk gelir. Ortaöğrenimini Bursa'da tamamladıktan sonra İstanbul'a taşınırlar. İstanbul Boğaziçi Lisesi'ni bitirir. Daha sonra İstanbul'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen Atölyesi'nden mezun olur. Öğrencilik yıllarında desen çalışmalarında çok iyiydi ve desenle ilgili birçok kez sergi açmıştı.

O yıllarda sınıf arkadaşına aşık olur; bu onun yaşamı boyunca aşık olacağı tek kızdı. Onunla desen çalışmaları yapıyor, sergiler açıyorlardı. Aynı zamanda kendisi musiki dersleri alıyor, o yönde de büyük aşamalar kaydediyordu. Sevgilisi desen ve model dikiminde daha ileriye gitmek için yurtdışından bahsettikçe o duymazlıktan geliyor, Türkiye’yi bırakmak istemiyordu.

Birbirlerini çok seviyorlar, her anı birlikte geçiriyor ve İstanbul’un gitmedik yerini bırakmıyorlardı. Bir duygu denizinde seyahat yapar gibiydiler! Her gittikleri yerdeki çiçek bahçelerine ismi ne olursa olsun onlar 'Sevda Bahçesi' diye hitap ediyorlardı. Bu arada musikide çok ilerlemişti. Hocaları onun Türkiye'de ender bir yeri olacağını görmeye başlamıştı.

Bir musiki çalışmasına sevgilisini de götürdü. Çalışma bitmiş, hocası onunla konuşmak için odasına çağırmıştı. Ona musikide çok önemli bir yere gelebileceğini, onun için sadece bu işle ilgilenmesini, başka bir işle uğraşmamasını uygun dille anlatıyor ve onu ikna etmeye çalışıyordu. Aynı zamanda hocası, TRT'nin açacağı sınava girmesi için ona tarih vermişti. Odanın kapısının aralık olmasından dolayı sevgilisi içeride olan konuşmaları duymuştu.

Konuşma bitmiş ve iki sevgili oradan ayrılmışlardı. Bir gün sonra buluşacakları yere kız arkadaşı gelmedi. İçinden 'Bir işi çıkmıştır!' diye geçirdi. Kızın ailesi onun yurtdışında eğitim almasını ve dünyaca bir modelist olmasını istedikleri için yıllardır Paris'e gitmesi için baskı yapıyordu. O da ailesinin bu isteğini erkek arkadaşını da ikna edip götüreceği güne kadar türlü bahanelerle ertelemişti. Gelişen bu olaylardan sonra kız, bir karar vermesi gerektiğini artık anlamıştı.

Sevgilisiyle konuşsa bile onun Türkiye'de kalmak istediğini biliyordu ve musikide Türkiye’de çok önemli bir yere geleceğini hissettiği için ona haksızlık olacağını düşündü. Onu, bunun için zorlamanın hayallerini yıkmak olacağına karar verdi. Aynı zamanda kendi hayallerinden de vazgeçmek istemiyordu. Ünlü bir modelist olmak onun hayaliydi. Bunları düşünürken içi kan ağlıyordu. Bir çıkmazın içine girmişti. Gece geç vakte kadar bu duygularla yoğrulurken yorulmuş ve uykuya geçmişti.

Sabah kaktığında kararını vermişti. Anne babasıyla konuşmuş ve Paris'e gitmek için uçak biletini aldırmıştı. Artık Türkiye’de sadece bir günü kalmıştı. Eline bir kağıt aldı, yanda duran kaleme baktı; yazacakları aklında sıralanmıştı.

“Sevgilim,

Ben Paris'e gitmeye karar verdim. Seni hayallerinden etmek beni ömür boyu vicdanıma hesap veremeyeceğim bir yargılamanın içine sokacaktı. Burada kalmam ise hayallerimin beni kemirip yok etmesine neden olacaktı.

İçim kan ağlasa da gitme kararımı verdim. Hayallerimin peşinden gidiyorum. Senin ise hayallerinde başarılı olacağını biliyorum. Hayallerimizden dolayı yaşamımızda ne bende sana yetecek kadar ben olur ne de sende bana verecek kadar sen olur.

Hoşçakal.”

Bu not sevgilisinin Paris’e gitmesinden sonra Zeki Müren’e ulaştı. Nota baktı baktı; inanamadı. O gün evden hiç çıkmadı. Akşam olmuş, penceresinden Boğazı' seyrediyordu. Yorgun ve çok üzgündü; ne yapacağını bilmiyordu. Koltuğa oturdu ve masanın üstünde duran notu birkaç kez okudu. Ardından oturduğu koltukta şu mısraları yazdı:

Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu

Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu

Sevda bahçelerinin çiçekleri hep soldu

Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu

Bir gün sonra da musiki çalışmasında bunu besteledi. İşte, herkesin bir anısının olduğu bu şarkı böyle hüzün dolu bir aşktan sonra vücut buldu. Zeki Müren’in aşık olduğu bu kız kim olduğunu ve ne yaptığını bilmiyorum! Yaşayıp yaşamadığı konusunda da bir bilgim yok. Şunu biliyorum o kadın, o yıllarda Zeki Müren’in Türkiye’de geleceğini görmüştü.

24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonu'nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Cenazesi görülmemiş bir halk kalabalığının katılmasıyla büyük bir törenle kaldırıldı. Mezarı, doğduğu kent olan Bursa Emir Sultan mezarlığındadır.

Üstadın mekanı cennet olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar