PARA, PARA, PARA!

   Asgari ücret tespit komisyonu arzu edildiği kadar olmasa da reel beklentilerin ve TÜİK enflasyon verilerinin üzerinde bir rakam belirleyerek en düşük işçi ücretini brüt 3.577.50 TL net 2.825.90 TL olarak belirledi.

   Belirlenen ücret işçi tarafından kabul edilebilir, İşveren tarafından ise yüksek görülse de aslında günlük yaşam içinde evli ve hatta çocuksuz bir hanenin dahi giderlerini tek başına karşılamaktan uzaktır.

   İşveren gelir kalemlerinin azaldığı bir süreci yaşadığı için bu yükün bir kısmını devletin sübvanse etmesini beklese de karşılığını şimdilik bulamamıştır.

   Üretici enflasyon oranı ÜFE % 25.15 iken Tüketici fiyat enflasyonu TÜFE ise  % 14.60 olarak gerçekleşmesi de aradaki %11’lik oran farkının üretimden tüketime kadar olan mamul serüveninde işverenin sırtında kaldığını net olarak göstermektedir.

   İşçi penceresinden çok büyük bir mucize olmadıkça bu rakamlar bir yıl değişmese de, işveren açısından ilave destek ve yapılandırmalara bir umut hep var olacaktır.

   Sabit gelirliler grubunun en kıymetli ve üzerine titrenecek kesimi ise bence emeklilerdir.

   Emeklilerimiz sosyolojik ve ekonomik olarak aktif dönemlerini tamamlamış yaş ve anatomik bakımdan emek, enerji tasarrufu dönemine girmiş vatandaş kitlemiz.

   Daha az enerji, daha çok para harcayarak hayat kalitesini yükseltmesi gereken Emeklimiz Sosyal güvenlik politikalarımızdaki hatalar nedeni ile her dönemin başlıca mağdurlarından olmuştur.

   Son asgari ücret zammı ile de devlet emeklisi dışında kalan işçi ve Bağ-Kur emeklileri bütün gelir grupları içinde en düşük gelir grubu haline gelmiştir.

   Bu konu devlet yöneticilerimiz tarafından dikkate alınmalı ve 1500 lira gibi komik ücretlerin dahi söz konusu olduğu emeklilerimize bir düzenleme yapılmalıdır.

   Sosyal Devlet olmanın yanı sıra, aynı zamanda ömrünün ikinci yarısına geçmiş emeklilerimize karşı İnsanlık vazifemizdir.

 

Bulanık sulardan ısınan sulara!

 

  Uzun zamandır sular bulanıktı, bulanık suda yolumuzu bulmaya çalışırken şimdi bir de suyumuzu ısıtmak isteyenler çıktı. Uzak tarihimiz, yakın tarihimiz, aslında tarihimizin tamamında harici ve dahili bedhahlar olmuştur ve hep olacaktır da.

   Yüce Türk Milleti ve Devleti bu saldırılara karşı hazırlıklı ve antrenmanlıdır. Menşei ve siyasi görüşü ne olursa olsun böyle durumlarda bölücüler hep azınlıkta ve kaybeden tarafta olacaktır.

   15 Temmuz alçak kalkışması henüz hafızalarda sıcaklığını korurken halen daha darbe çığırtkanlığı yapanların akli melekeleri yerinde ise vatan hainlikleri kaçınılmazdır.

    Aslında en zayıf döneminde dünyaya kafa tutmuş Türk Milletinin bundan sonra böyle saldırılara zafiyet göstereceğine inanmıyorum.

   Ancak üzüntüm şu ki, tabiri caiz ise ''dolap beygirine" döndük. Belli kavramlar etrafında dönüp duruyoruz. Bütün enerjimizi darbe, terör, bölücülükle mücadele, inanç kavramlarını tartışmak üzerine harcıyoruz.

    Bilime, eğitime,  üretime, ihracata ayırmamız gereken zamanı, Demokrasiye, kalkınmışlığa, evrensel değerlere harcayacağımız enerjiyi ihanetlere harcıyoruz.

   Maalesef bilerek bilmeyerek hepimiz de bu değirmene su taşıyoruz. Artık ortak değerlerimizi kabul etmeyi, asgari müşterekler de birleşebilmeyi başarmalıyız.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.