Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

MALAZGİRT (2)

Muş yöresinin doğuya uzanan topraklarının verimliliği hakkında bir şey söyleyemem. Çünkü biz güvenlik nedeniyle Muş’tan 15 dakikalık mesafeden uzağa gidemedik.

Eğer burada gördüğümüz gibi tüm yöre trakiti taşlarla karışımlı ise fazla verimli olduğu söylenemez olsa da, moloz taş karışımı olmayan yerlerde toprağın verimli olduğu görülmektedir.

yaziya-001.png

Malazgirt şehri tarihinden kalan güzel geçmişinin hüzünlü kalıntılarını sergiliyor. Tarih boyunca bu şehri teslim alanlar ve burada hüküm sürenler Malazgirt’in konumu nedeniyle şehri ihmal etmeyerek imar yolunu seçmişler, ta ki Türkler bu şehre sahip olana kadar. Ne yazık ki Türkler Malazgirt’e sahip olduklarından beri bu şehir; her yüzyıldan, yüzyıla asırlarca ihmal edilerek harabeye dönmüş olup bugünkü halini almıştır. Bu durum böyle devam ederse fazla bir zamana gerek kalmadan daha da harabeye dönerek öznesini de kaybedeceğinden şüphe yoktur.

***

Şehri çevreleyen duvarların gerek içerisinde, gerekse dışındaki evlerin dörtte üçü boş duruyor. Göç eden Hıristiyanlardan kalan 60 kadar aile henüz burada olsalar da her yıl daha da azaldıkları görülmektedir. Genel olarak güvensiz bir ortamın dışında; ayrıca şehrin Kürt Müsellimi de asıl görevi olan adil olmak yerine, Ermenilere karşı nefes aldırmayacak kadar inanılmaz bir baskı uygulamaktadır.

Eşkıyaların yaptıkları baskınlar ve yağmalar nedeniyle tahıl üretimi mümkün olmadığı için Hıristiyanların tek geçim kaynağı hayvancılık olmuştur. Ne var ki hayvanlarını eşkıyalardan kurtarsalar da bu defa kendi aralarında olan güçlü ağalardan kurtaramıyorlar ve birkaçını onlara vermek zorundadırlar.

Ünlü ferman

Türkler; ünlü Gülhane Tanzimat Fermanıyla (3 Kasım 1839) Türk İmparatorluğunda yaşayan tüm halklara her konuda verdikleri eşitlik haklarının kısa bir süre içerisinde getirdiği değişiklilerin Türkiye'deki kültür değişimine olan katkısıyla övünmektedirler. Eğer İstanbul'da, ya da yakın çevresinde bu değişimin nasıl olduğunu görmemiş olsaydım, bu uzak yerlerde yaşayan insanların durumlarının her yıl daha da kötüye gittiğini söyleyebilirdim.

Müslümanlar ve Hıristiyanlar hiçbir zaman eşit görülmemişlerdir. Kişisel vergiler (kafa parası, haraç) Hükümet tarafından eskiden olduğu gibi hala daha tahsil edilmektedir. Sadece Kürtler, Yezidiler ve Türklerin çok az bir kesimi bu vergiden muaf tutulmaktadır. Turuberan Sancağında yaşayan Hıristiyanlar diğer baskılardan kurtularak biraz huzur içinde yaşayabilseler, kişisel vergilerini (kafa parası, haraç) severek ödemeye razı geleceklerinde şüphe yoktur.

***

Yukarıda da birkaç defa işaret ettiğim gibi Kürtler sıcak mevsimlerde sürüleriyle dağlara çekilirken, mevsim soğuduğunda aşağılara inerek şehir idaresinden kış sezonu için ev istemektedirler. Mesele ev bulmak değil. Murat vadisinde, hatta köylerde yeteri kadar boş ev var ama Kürtler bu evleri istemiyorlar. Onların amacı Hıristiyan mahallelerinde oturarak fırsat buldukça ihtiyaçlarını da yoksul Hıristiyanlardan karşılamak. Örneğin: Kürtler hayvanları için kışlık yiyecek saklamayı asla akıllarına getirmezler, Hıristiyanlar ise sadece ölmeyecek kadar kış hazırlıklarını yaparlar. Neticede Hıristiyanların yetecek kadar sakladıkları kışlık ihtiyaçlarına Kürtler el koyunca, kendi hayvanlarının ölmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Nihayetinde Kürtlerin Hıristiyan mahallelerinde oturması sadece hayvan yemi meselesi de değil, daha farklı sıkıntıları da beraberinde getiriyor olması Hıristiyanlar için taşınılmaz yük halini almakta olup baharın gelmesiyle Kürtlerin gitmesini sabırsızlıkla beklemekten başka çareleri de yoktur.

-DEVAM EDECEK-

Önceki ve Sonraki Yazılar