KEŞKE BENİM OLSA

Güldür Güldür Şovda Kem gözlü Şevket’in bir repliği vardır. “Keşke benim olsa”

Bu sözleri söyler söylemez övdüğü kişi, nesne ya da objenin başına hep çok kötü şeyler gelir. Tamamen kötülük barındıran bir söz. Çalışmadan elde edilmek istenenlerin haset dolu düşünceyle dile gelmiş halidir “keşke benim olsa”...  Bu replik bu yazımın konusudur.

Adam ormanı kesiyor, kestikleri ağaçlarla, o orman üzerinde ki topraklar üzerine ev yapıyor, kızıyoruz.  Orada kızdığımız esas mevzu hassasiyetimizden değil, o adam yaptı da ben niye yapamadım konusudur. Yoksa ağaçların katledilmesi, kırların üzerine dikilen bina ya da solucanların yok olması değildir konu. Sadece “keşke benim olsa” mevzuudur.

Adam denizin kenarına, denize sıfır villa yapıyor. Yahu yasak değil mi diye bağırıyoruz. Oysa o yaptı da ben niye yapamadım kavgasını veriyoruz.

İnsanlar kaçak kat çıkıyor, insanlar restoranının, kafesinin bahçesini büyüterek güzelleştirmeye hatta daha çok insan, daha çok para ile yaparken büyümeye çalışıyor. Yani  kamuya ait alanı büyütüyor, kendine rant sağlıyor yine niye ben yapamadım diye vahlanıyoruz.

Bizleri koparılıp alınan şeylerden çok “ben” duygusunun dışında ki “o”nun hayatındakiler enterese ediyor.

Oysa bizlere yalnızca kendimize söyleyebileceğim kelimeler öğretilmiştir.  Bu bir kabulleniştir. Bu kelimeler “ İyi ki ve şükür “ kelimeleridir.

Doğru, düzgün yaşamak isteyenler için, inanın ki bu iki kelime “hayat” olarak algılanmaktadır.

İktidara kızanların, eleştirenlerin bindikleri arabaları görüyoruz. Yaşamlarını izliyoruz. Sonuçta onlarda zırhlı araçlara biniyor, onlarda korumalarla geziyor. Sadece sayıları az olan.

O zaman bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demiyor, onları sevip arkasından gidenler. İktidar keşke biz olsak diyorlar? Peki neden diyorlar? Memleket, vatan, millet sevdası için mi? Geleceğin inşası için mi? Çağdaş bir gelecek, huzurlu bir ülke, ekonomisi özgür bir ülke için mi? Herhangi bir kısıtlama zorlamayla karşılaşmayacak kadınlar için mi? Özgür ruhlu çocuklar için mi? Yoksa her şeye sahip olmak için mi?

El yapımı sonsuzlukta kayboluyoruz.

Ağız tadını yakalamak değil mevzu. Varlığını her ne olursa olsun, ister uyumsuz baharatlar, ister acı baharatlar katarak her şeye sahip olarak sürdürebilmek. Her şeyin bir bedeli var, ama her bedeli peşin ödemek yerine, hak etmesen de cebe indirme derdinde bir çok insan.

Olanla yetinmekten çok, olmayana takılır durur bu insan dediğimiz canlı.

Depremde yıkılan binaların, çöken binaların, selde evleri yok olanların tek sorumlusu aç gözlülüktür.

Ozon’u da biz deldik. Yaptıklarımızla.

İnsanın yapısında ki her şeye sahip olmak güdüsü, sonsuzdur. Bu güdüye sahip olanlar doymaz. Mutlu olamazlar. Hep “ben” derler.

Aslında bu güdü bir nevi, hep isteyip ama yokluğa açılan bir penceredir. Çünkü sonu yoktur.

Olduğundan fazlasını elde etmek isteği biz değil ben dedirtir.  Gelecek bizim değil, benim dedirtir. Biz’i hiç saymaz hep benim dedirtir.

Doyduktan sonra bile, yemeğe çalışanlar, amacın karın doyurmak yani aç kalmamak olduğunu hep unuturlar.

Sokakta simit satarak geçimini sağlayan bir insan, ne kadar isteyebilir, ya da ne kadar zengin olabilir ki?

O simitçinin bozamayacağı para karşılığında, hediye ettiği bir simit kadar, mutlu olmayan “aç gözlüler” hayatın gerçeğini hep kaçırır.

Bende neden yok çılgınlığı ve açlığı insanlara son model telefonlar, ortalama 90 metrekaresini kullandıkları ama 250 metrekare ya da dubleks evlerde oturmak , okumadıkları ama kimsenin evinde olmayan kitaplara sahip olmak, girmedikleri ama bahçenin tam ortasında havuzlu bir eve sahip olmak, oturmadıkları, hatta rahatsız oldukları ama dünyaca ünlü bir tasarımcının elinden çıkan koltuklarının olması, ülkede beş on kişide olan, ama onda da olan  aşırı lüks otomobillere sahip olmak, kullanmadıkları hatta ismini dahi bilmediği ama dünyaca ünlü bir insanın elinde olan tüm kıvır zıvıra sahip olmak isteği. Bitmez tükenmez. Hep “keşke benim olsa” güdüsünü devreye sokar.

Oysa bir düşün!  Donmuş bir gölün ortasındasın. Buz çatladı ve ölüm seni çağırıyor. O zaman en zayıf ya da en güçlü duygun sadece “düşüyorum, donuyorum” diye bağıracak. Donup, ölmekten başka çaren var mı? Ellerini göğe açıp yalvarsan da,  seni oradan maalesef kurtaracak kimse yoktur. O zaman “Keşke benim olsa” diyeceğin ne olabilir ki?

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.