KARA KUŞ

- Bence hikayelerin de, şarkıların da hüzünlüsüdür güzel olan.

- Neden?

- Çünkü hüzün ruha dokunur. Oysa sevinçler, acılar kadar iz bırakmaz ruhumuzda. Sevinç ve mutluluk dediğimiz çok tatlı ama, bir o kadar da yaramaz kuş gibidir. Arada bir gelir konar omzumuza. Ama çok kalmaz orda. Çabucak uçar gider.

Hüzün, kara kuru kuşlara benzer. Bir kondu mu insanının omzuna kolay kolay kalkmaz. İnsanlar o kapkara kuşları kovalamayı bilmez. Omuzlarında o kapkara kuşlarla dolaşırlar.

- Benim omzumda da kara kuşlar var. Git desem giderler mi?

- Kuru bir gitle gitmezler. Biz onları seninle birlikte kovalayacağız Alya!

                                  

KIRMIZI ODA

Bir insanın hayatının ne denli değişebileceğini ve zorluklarla baş etmenin ağırlığını çok küçük yaşta öğrenen ALYA'nın hikayesi. 

Ve ona hayat veren Melisa Sözen öyle bir rolle karşımıza çıkıyor ki, adeta bizleri de derinden sarsıyor.

Bazen çocuk, bazen hırçın, bazen öfkeli, bazen sevgi dolu... halleriyle ayakta alkışlanası, bir karakter çiziyor.

Kırmızı Odayı izleyemiyorum. Ama Alya'yı mutlaka YouTube ya da tekrarlardan izliyorum.

Melisa Sözen, o derin izleri öyle bir yaşatıyor ki, adeta izlerken onları yaşamışçasına ellerini tutup acısını unutturmak istiyor insan.

Sevgiye suskunluğu, hikayesindeki kayıpları sadece mutluluk için karakter arayan Alya'nın, başka hikayelerde kendini bulması ve kaybolması. Çok acı… 

O kadar doğal ki izlettirdiğin için teşekkürler Melisa Sözen.

Öğrenilecek ne çok şey var "yaşam" diye adlandırdığımız tüm bu yaşadıklarımızda.

Alya çocukken ne sevilmiş, ne önemsenmiş, ne çocukluğunu yaşayabilmiş ne de yaramazlık yapabilmiş. Aslında belki de bir çoğumuza uzak değil bu hikaye. Sırf kız çocuk doğdu diye annesi Alya'yı hiç sevmemiş, üstelik bir de küçücük yüreğine korku salmış, işkence etmiş.

Hepimizin yaraları var. Bazen hatırladıkça can yakan. İz bırakan yaralarımız.

Kanadıkça üstünü örtüp göstermediğimiz yaralarımız.

Hatta daha da yara almamak için yaralarımızı kendimizin sardığı, insanlara ihtiyaç duymadan kapatmaya çalıştığımız yaralarımız.

Var oluş görevinin devamı için o güç dediğin balonla, tüm yaralarını göstermekten kaçınırsın. 

İnsan hayata atacağı imzanın, hep mutluluk ve sevgi üzerine olmasını ister. Tıpkı Alya gibi.

Sanki doğmak kolayda, zor olan yaşamak Alya ve Alya gibiler için.

Sırf kız doğdu diye, çocukların yaşamını zindana çeviren aileler, neden õldürüp, sonra da diriltirsiniz kız çocuklarını?

Konu mühim!

Ne zaman kız çocuklarınızı, yük olarak görmekten vazgeçeceksiniz? 

Asırlardır bitmeyen mesele yine devam ediyor. Bu sular nasıl durulur?

Oysa kainatın formülünde erkek ve kız var olandır. İkisi de birbirini tamamlayandır.

Bir anlayabilseniz!

Hiç mi kokusu burnuna gelmedi, o evladının?

Hiç mi kucaklamadın?

Hiç mi sesini duymadın?

Hiç mi okula gidip, zil çaldığında koşarak sana geldiğini görmedin?

Uzan zamandır yapmadığın, hatta demediğin bir şey söyle. Kızım de!

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum