İsmail Fandaklı'nın Güneydoğu İzlenimleri-2

İsmail Fandaklı'nın Güneydoğu İzlenimleri-2

Artuklu, Dara, Göbeklitepe, Zeugma yolunda

Artuklu'nun, eski Mardin'in tarihi güzelliklerinden ayrılmak gerçekten çok güç olsa da, gezi programımızı tamamlamak için daha yolumuz çok uzun. Urfa yolu üzerindeki Dara'ya gidiyoruz. Dara, adını dönemin o bölgedeki kralı Darius'tan alıyor.

 

DARA20.jpg

Mardin il sınırları içerisindeki yer alan, tarihte Yukarı Mezopotamya'nın en önemli yerleşim yerlerinden birisi olan Dara antik kenti, İmparator Anastasius'un (491-518) girişimleriyle 505 yılında, Doğu Roma İmparatorluğu'nun doğu sınırını Sasanilere karşı korumak için askeri amaçlı bir garnizon kenti olarak kurulmuş.

Paganizmin merkezi olarak da bilinen Dara'ya vardığımızda, tarihi taş mezarların gizemi bizleri oldukça büyüledi. Söz konusu mezarlık alanı, daha sonraki yıllarda farklı milletlerce çok çeşitli amaçlarla kullanılmış ancak, tamamının içi boş. Doğu Roma İmparatorluğu'nun bu bölgedeki yenilgisinden sonra ölen yaklaşık üç bin askere ait olan kemikler de, kaya mezarlığının içinde yer alan eski bir kiliseden dönüştürülmüş müzede sergileniyor.

Artuklu'ya bağlı olan Dara'da bir başka tarihi eseri ziyaret ediyoruz. Darius zamanında su sarnıcı olarak yapılan, kalın duvarlarla örülü, tamamen toprağın altında inşa edilmiş tarihi eseri hayranlıkla geziyoruz. Aynı sarnıç Roma döneminde zindan olarak kullanılmış. Sarnıç, Mardin - Nusaybin yolu üzerinde. Sarnıcın çevresindeki saray ve yerleşim yerine ait olan eski yapıların taşları, çevredeki halkın ev duvarlarına dizilmiş!.. Sarayın bulunduğu yerde, zemindeki mozaiklerin üzerine Mardin - Artuklu Dara İlkokulu yapılmış. Anlaşılan o ki, sarayın zeminindeki mozaikler, bir ilkokul yapmak için toprak altında bırakılmış! Harabeye dönen buradaki yapılar giderek kayboluyor. Bölge, bir an önce korumaya alınmalı, tarihi bulgular gün yüzüne çıkarılmalı.

 

GÖBEKLİTEPE

25.jpg

Kızıltepe ve Viranşehir'den sonra Urfa sınırlarındayız. En büyük heyecanımız Göbeklitepi'yi yakından görmek. Yaklaşık kırk beş dereceyi bulan sıcaklık, otobüsten inişimizi zorlaştırsa da, saat on altıyı gösterirken Göbeklitepe'deyiz. Rehberimiz Murad Bey, çok yönlü olarak bulgularla ilgili ekibimizi bilgilendirdi. Elde edilen bulguların insanlık tarihine ışık tutacağından hiç kuşkumuz yok. Çaresizce, bilim insanlarının önümüzdeki dönemde, bu bulgular üzerinden elde edecekleri bilgileri ve hazırlayacakları raporları bütün insanlıkla paylaşmasını bekleyeceğiz. Biz, o bölgede bin yıllardır yaşanan bir kültürün finalini, yani kendileri için yaptıkları buluşma yerinin taşlarını gördük. Peki, böylesi bir ustalığa ulaşmak için aradan kaç bin yıl geçmiştir? Bulgular incelendiğinde yapılış tarihini bilim insanları bizlere aktarıyor ancak, daha eskisindeki bilgileri, yaşam kültürünü öğrenmek sanırım şimdilik olanaksız.

Konaklayacağımız Urfa merkezdeki otelimize vardığımızda oldukça yorgunduk. Yemek öncesi çok yakın bir mesafedeki Balıklı Göl'e kısa bir ziyarette bulunduk. Urfalılar, bizi akşam yemeği ile birlikte bir sıra gecesiyle ağırladı. Onca yorgunluğun ardından güne ait notları bilgisayara aktarmakta zorlanıyoruz.

 

URFA'DAYIZ

27.jpg

Urfa'ya vardığımızda kafilemizi karşılayan meslektaşlarımız, kentten ayrılıncaya dek bizleri yalnız bırakmadı. Urfa akşamları buram buram müzik kokuyor… Anadolu ezgileriyle zengin repertuara sahip yerel sanatçılar, müziğin kokusuna her sokaktan ayrı ayrı çeşniler katıyor. Pandemi korkusu, sıra gecelerini de vurmuş. Ağırlandığımız mekanın sahibi Mehmet Bey'in, sıra geceleriyle de müşterisine hizmet verdiği işyeri aynı zamanda lokanta. Aylardır iş yapamamaktan yakınan mekan sahibi, gelecek adına umudunu yitirmemiş. Yöresel yemek çeşitleri, doyumsuz Anadolu müziğiyle ağırlandığımız tarihi binadaki iş yerinden ayrılırken saatler gece yarısını geçmişti. Karadeniz'de olsak hafif üşümeyle karışık bir serinlik okşardı yüzümüzü o saatlerde ancak, bulunduğunuz kent Urfa olunca, o saatte yaklaşık otuz iki derece sıcaklık insanı bunaltıyor.

Kafilemiz Urfa sabahına erken uyandı. Kahvaltıdan sonra çok kısa bir alışveriş için çarşı gezisindeyiz. Rehberimiz Murad Bey, bizi Kapaklı Pasajı'na götürdü. Birkaç katlı olan pasajda salgınla ilgili hiçbir önlem alınmadığına tanık olmak korkutucuydu. Ayrıca arkadaşların çok beğendiği cep telefonuna önce yedi bin lira fiyat biçildi, kesin alıcı olduğunu anlayınca da on iki bin liraya kadar çıkıldı. Salgın nedeniyle korkarak girdiğimiz pasajdan, esnafın olumsuz tutumuyla da karşılaşınca, dakikalar içerisinde kaçarak çıktık.

Her ne kadar adını Antep'ten alsa da, ülkemizdeki fıstığın yüzde altmışı Urfa'da yetişiyor. Bu bilgiyi, rehberimiz Murad Bey'den alıyoruz. Urfa merkezden ayrılıp, Karaköprü ilçesine doğru yol alırken, rehberimizin anlattıkları korkunçtu. Çok yakın bir zamana kadar "Karaköprü" diye bir ilçenin olmadığını belirten Murad Bey, bölgenin tamamının fıstık ormanı olduğunu söylüyor. Kentte yeni yerleşim merkezleri oluşturmak için, Gaziantep tarafındaki çorak araziler dururken, güzelim fıstık ormanlarını yok ederek Karaköprü ilçesi kurulmuş, bölge beton yığınlarıyla kaplanmış!..

Fıstık, tıpkı zeytin ağacı gibi zor yetişen bir meyve. Dikimi yapılan fıstık fidesi, olgunlaşıp meyve vermesi için aradan en az sekiz yıl geçmesi gerekiyor. Ayrıca yıl aşırı kaliteli meyve veren fıstık üretimi oldukça güç koşullarda gerçekleşiyor. Bir yıl kaliteli, sonraki yıl bozuk ürün veren fıstık ağaçlarından elde edilen gelir, hem bölge halkının geçimi, hem de ülkemiz ekonomisi için çok önemli. Ege'de zeytin ağaçlarını katlederek rant alanları oluşturulurken, benzer bir uygulama da Urfa'da yaşanmış!.. Fıstık ormanlarının bulunduğu alandaki beton yığınlarını görünce, insanın; "Kör gözüne…" diyesi geliyor!.. Katledilen fıstık ormanı yaklaşık on bin dönüm!..

Aslında Harran'ın Fırat'tan beslenmeye başlanmasıyla, bölgenin beton yığınları ile katledilme girişimi için ilk adımlar atılmış. Harran ovasına su geldikten sonra inşaat sektörü Urfa'ın Kızılköprü bölgesine kaymış, böylelikle dünyanın en verimli topraklarının oluşturduğu fıstık ormanları da katledilmiş.

Barajların yapımıyla birlikte medeniyetlerin kurulduğu dere yatakları da kaybolup gitmiş. Geçmiş tarihlerde Zeugma gibi medeniyetler genelde su kenarlarında kurulmuş. Barajlar yapılınca dere yataklarındaki yerleşim birimleri tamamen sular altında kalmış. Böylelikle, dere kenarlarında tarihler boyunca oluşan medeniyetlerin bulguları da kaybolup gitmiş.

 

KAYBOLAN HALFETİ!

31.jpg

Binlerce yıllık tarihi olan Halfeti'nin sular altında kalmış halini yakından görmek insanın yüreğini sızlatıyor. Birçok medeniyetlerin hüküm sürdüğü verimli topraklardan oluşan vadiyi tekne ile gezdik. Arazisinin büyük çoğunluğu Birecik Barajı suları altında kaldığından ilçenin yeni yerleşim alanı olarak Karaotlak bölgesi tespit edilip ilçe yeniden inşa edilmiş. Halfeti, 2013'te Uluslar arası Belediyeler Birliği'nce "Sakin Şehir" anlamına gelen "Citta Slow" unvanını elde etmiş. 2000'de Birecik Barajı inşaatı nedeniyle birçok köy maalesef sular altında kalmış. Güneydoğunun saklı cenneti olan Halfeti, suya ve zamana direniyor!..

40.jpg

Otobüsümüz Halveti rampalarını tırmanıp yol alırken, son kez hüzünlü bir bakışla vadiden uzaklaşıyoruz. Fırat Nehri kıyısındaki Birecik ilçesi, uzun köprü ve kelaynakları geride bırakıp; 1904'te kurulan, Gaziantep'in en gelişmiş, zeytinyağı ile ünlü Nizip ilçesine vardığımızda güneş, veda seremonisine yeni başlıyordu. Gaziantep'e varıp bir anda trafiğe saplandığımızda saatlerimiz on beşi gösteriyordu. Gecikmeli öğle yemeğini yedikten sonra Zeugma Müzesi'ni büyük bir hayranlıkla geziyoruz. Anadolu'nun en önemli tarihi mirası karşısında büyülenmemek elde değil. Perşembe akşamı saat 19.45'te, Gaziantep'ten ayrılıyoruz. Güzergahımız Samsun üzerinden, son molamız Ordu…

 

ORDU'DA VALİ TUNCAY SONEL İLE

48.jpg

Gezi programımızda olmamasına rağmen, Ordu Valisi Tuncay Sonel'in daveti üzerine son molamızı bu kentte yapıyoruz. Bilindiği gibi Vali Sonel, daha önce Of'ta kaymakamlık yapmış, Trabzon'da önemli dostluklar kurmuş bir bürokrat. Dinmek bilmeyen bir enerjiyle çalışan, görev yaptığı kentlerde oldukça sevilen bir insan. Sabah kahvaltısını birlikte yaptıktan sonra teleferikle Boztepe'ye çıktık. Kafilemizdeki arkadaşlarla gördüğümüz yatırımlar ve manzara karşısında hayıflanıp durduk; "Trabzon'da neden yapılmıyor?" diye. Boztepe dönüşünde, yayan olarak Ordu sokaklarını adımladık. Esnafın tamamı, sokakta karşılaştığımız insanlar Vali Sonel'i görünce mutlaka selamlaşıp sohbet ediyor. Sokaklardaki tabelaların tümü kaldırılmış, tek bir model belirlenerek tabela kirliliğinden eser kalmamış. Ayrıca, binaların dış yüzeyleri belirlenen renklerle boyanarak bambaşka bir güzelliğe kavuşturulmuş. Yılar önce Ordu'da yaşaba biri olarak, kendimi Ege'nin şirin kasabalarından birindeymiş gibi hissettim. Tabi ki, Trabzon sokaklarındaki kirliliği anımsayıp, kentimizde yaşayan halkın, hizmet adına nasıl da kandırıldığını düşünmeden de edemedik.

 

SONUÇ

Güzel yurdumuzun güneydoğu bölgesindeki tarihi kentlerin bazılarını yakından görmek, yeni dostluklar edinmek adına mutluluk vericiydi. Ekimizdeki arkadaşların uyum içerisinde gezi kurallarına uyması, neşesi ve eğlenceli yanları geziye bir başka renk kattı. İçişleri Bakanlığı'nın onayıyla gerçekleştirilen Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nin projesi kapsamında çok önemli tarihi yerleri gezme olanağımız oldu. Başta Gazeteciler Cemiyeti Başkanımız Ersen Küçük olmak üzere, Başkan Yardımcısı Hakan Yoloğlu ile pandemi konusundaki titizliği dahil, kusursuz bir gezi programı hazırlayan Nyle Tur Seyahat sahibi Nihat Yılmaz'a çok çok teşekkür etmeliyiz. Otobüs şoförlerimiz Sebahittin Kurbetli, Coşkun Gedikli ile yardımcıları Hasan Turgut'un da yolculuğumuzun rahat ve güvenli geçmesi için gösterdikleri çaba, kayda değerdi.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.