TUĞBA HARBUTOĞLU

TUĞBA HARBUTOĞLU

“HAYAT” ÇOK YAKINDA KANAL X’DE

Tek düze yaşamaktan sıkılanınız var mı? Ben sıkıldım. Aynı tip insan kalıplarından, aynı konuşma tarzından, birbirinin kopyası özgünsüz dekorlardan… Başlarımızı şu siyah LED ekranlardan bir dakikalığına kaldırıp, akıp giden hayata bakmayı deneyelim. Ya da önce aynayı kendinize tutun ve sorun. Sizi biricik yapan, öznelliğiniz ve değerlerinizin ilhamı kim?

  Her ne kadar kullanım oranları artmış olsa da internet, televizyon denen tek gözlü canavarın yaygınlığına sahip değil henüz. Televizyon ise ağzı açık ve tüm cazibelerini takıp takıştırıp her gün bizleri kendine çekmekte öyle usta ki… Yediden yetmişe her bireyin izlediği bir TV programı mutlaka var.Hatta kimisi bağımlısı.Özellikle de dizilerin.Kadınların iş hayatında erkeklere nazaran daha pasif oluşundan olmasının bir getirisi dizilerin daha sıkı takipçisi kanısındaysanız,yanıldığınızı belirtmeme izin verin.Çağımızın kendini sürekli yeniliklerle takas ettiği bir dünyada erkeklerinde kadınlardan aşağı kalır yanı yok.RTÜK verileri de bunun bir kanıtı.Türkiye’de televizyon izlenme oranı 330 dakika ve bu oranla Türkiye birinci sırada ve halkımızın program seçimindeki ilk tercihinin ne olduğunu da tahmin ediyorsunuzdur.Diziler ve magazin programları.

“Dizileri takip ediyor musunuz? Ya da “en beğendiğiniz dizi karakteri kim?”gibi sorulara A’dan Z’ye herkesin verecek bir cevabı varır ki maalesef bu cevapların çoğuda olumlu yönde cevaplar.Aslında iş bununla kalsa dert edecek bir şey yok elbette.Sorun şu ki,bizler artık hayatı dizilerin bize taktığı at gözlükleriyle algılar olduk.Gerçeğin kıyılarına mendil sallarken buluyoruz kendimizi ve gerçek dışı dünyanın açıklarında seyrediyoruz.Özellikle de gençlik,kendini bu dünyaya öylesine kaptırmış ki;gelecekle ilgili beklentileri,ileride yaşamak istediği yaşam tarzı,işi,aşkları hep dizilerin porsiyon porsiyon önlerine koyduğu ideallerde servis ediliyor hem de haftanın her günü.Tedirgin edici bir haldeyiz bence,dizi karakterlerinin giydiği kıyafetlerden tutunda,elinde tuttuğu basit bir nesneye kadar hemen her şey ertesi gün moda ve talep yoğunluğundan stoklarda tükenmiş bir sabaha uyanıyoruz.Duruşunu,bakışını,konuşma tarzını,düşünce yapısını dahi bir dizi karakteriyle özleştirip,kendi benliğinden sıyrılarak bunu hayat pratiğine dökme yanındayız birçoğumuz.Belki durumun ciddiyetini bir örnekle vermeliyim.Dizi karakterlerinin giydiği kıyafetlerin yada kullandıkları aksesuarların hangi marka oluğunu ve nerelerden temin edilebileceğine dair bir Facebook sayfası bile mevcut.

  Popüler kültürün dizilerin vasıtasıyla hayattanmış gibi olması. Sonuç olarak kişilerin ”kendine has”olma özelliklerini yitirmesini de beraberinde getiriyor.Neredeyse hiçbirimiz “kendimize has” değiliz.Hatta çoğumuzun kendisine özgü bir sitili bile yok. Öyle ki cadde, yolda,belde önümüzden yürüyen bir tanığımızı fark edemiyoruz ta ki yüzünü görene kadar.Tek tipleşme treni bir hastalık gibi hepimize bulaştı ve sanırım en hızlı benimsediğimiz şey de bu.Hayat tarzımızı belirleyen televizyon kültürü birçoklarının hedefindeki hayal ya da yaşam kriteri ve asıl mesele gerçeklik sınırını unutan bizlerin gerçek dışı bu dünyayı fazlasıyla benimseyişimiz. Herşeyin lüks içinde olduğu evler, hadlerini gayet zorlayan özgürlükçü tipler,güllük gülistanlık aşklar…Hayatta dört dörtlük ne olamayacaksa var dizilerde yani.Duygusal bir ilişkiye mi gireceğiz,kafamızda tak oluşturduğumuz dizi karakterli hazır kalıp insan tipolojisi.Tabi gerçek hayattaki insana bir beden küçük gelince ne oluyor?Hemen üzerine bir çizik.Özendiğimiz bu hayat her defasında gerçek hayat duvarına toslayacak ve dünya kanunu gereği her çarpmanın tipik reaksiyonu hasar görme olduğundan bizlerde hasarlanacağız.Hayal kırıklarımızın,beklentilere cevap alamayışımızın acılarını yüklenip en sonunda yaşama amacıyitmiş bireyler olup çıkıyoruz.Yalnız kendimizle kalmıyoruz üstelik,kalıplara ite kaka uydurmaya çalıştığımız insanları da peşimiz sıra çekiyoruz bu girdaba.Çok mu zordur birini oluğu gibi kabullenmek ya da daha büyük bir itiraf kaçamağı yapalım hayatın kendisini kabullenmek,olduğu gibi tüm gerçekleriyle hem de?

  Evet,eğlenmek,biraz kafa dağıtmak,zaman geçirmek gibi sebeplerle dizileri veya Tv programlarını hayat akışımızdan gelip geçmesine müsaade ediyoruz,ama sadece gelip geçmelerine izin verelim.Bizi biricik yapan,kişiliğimizi örtmeyen tüm kalıpları kafanızda adam akıllı savcılığa verin,hakkında dava açın ve sorgulayın.Hiçbirimiz seri üretim fabrika malı değiliz. “Kendimize has” bireyler olmak işte bu yargılamayla başlar.İşte bu yüzden “hayat ”çok yakında kanal x’de değil,hayat şimdi şu an…

                                                                                                                             

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.