HACIKASIM'DAN PAZAR YERİNE İNMEK

Evimiz Trabzon’un en merkezi ve en eski  mahallesi olan ve şimdi yol için yok olan Cumhuriyet /Hacıkasım Mahallesinde idi.
Pazara gitmek  için hemen Tabakhane köprüsünün  yanından Kırkmerdivenlerden aşağı iner Kadınlar pazarı, balıkhane ve Moloz civarında bulunan yerdeki esnaf ve ürünlerini pazara getirmiş köylü kadınlardan alışveriş yapar dönerdik. 

Kırkmerdivenler de tarihe karıştı. Esnafı da... Halbuki şehrin bir başka anılar yumağındaki değeriydi orası. Çocukluğumuzda az mı saymadık gerçekten kırk tane merdiven var mı diye, inip çıkarken merdivenleri.

İlkokul çocuğuyuz pazara ya annemiz ya da babamızla gider taşıma görevini yerine getirirdik.
Naylon poşet  nedir bilinmeyen yıllar.
Rahmetli anneciğimin pazar çantası vardı.
Rahmetli babam da arka cebinde file taşır pazara gittiğimizde ya da işten eve gelirken ihtiyacı olan yem yiyeceği alır filesine koyar evimize getirirdi.
Bir de hamallar vardı bugünkü neslin pek  bilmediği...

Aylık kumanya görülür. Hamalın sepetine doldurulur mal sahibi önde hamal arkada  evin yolu tutulurdu.
Naylon yok.
Doğa kirlenmesi yok.
Çöp birikmesi yok.
Tamam bütün bunlar yok ama bir şey vardı:

KESEKÂĞIDI VE HAK GEÇME

Evlerin çoğunda imal edilirdi.

Eski gazete kağıtlarından kesekağıdı yapılıp bakkallara satılırdı.

Gazete boyası bulaştırdığından içine her şey konulmazdı.

Bu arada evde kesekağıdı yapımından harçlığını çıkartanlar da az değildi...

Kese kağıdından bile hak geçer diye endişe duyardı çoğu "bakkal amca"lar.

Olur ya içine koyduğu ürünle aynı fiyata kesekağıdını satmak hak yüklerdi insana.

Çaresi bulunurdu hemen oracıkta kiloların gözüne de aynı boyutta bir kağıt koyulunca tartı tam gelirdi... Haramdan korunmuş helal kazanç elde edilirdi.

Bugünü görseler kutusunun üstüne net 800 gram yazıp da 1 kilo parasının alınacağını o günden birileri onlara söyleseler, “olur mu hak var adalet var hak geçmesin" derdiler.

 

ALIŞVERİŞ ADABI 

Bir de eskilerin  eve "yiyecek getirme adabı" vardı.
Olur ya alamayan durumu müsait olmayan aileler olur, görüp de imrenmesinler diye pazar çantaları içi görünmez malzemeden yapılırdı. 

Ya şimdi?

Bıraktık eve getirilen yiyeceklerin görünmesini, yenilen içilen, israf edilen, hayata dair ne varsa çarşaf çarşaf sosyal medyada... Ayan beyan... Kimi mangal başında kimi mükellef bir sofrada...

O kadar da olacak tabi canım hep "kesekağıdı çağında mı kalacaktık" diyenler de vardır elbet.

Teknoloji gelişti tabi ki... Kesekağıdı çağları geride kaldı.

Baksanıza 25 kuruşluk naylon poşetler de çıktı.

Çıktı da ne mi oldu?

Doğa mahvoldu.

Deniz kirlendi

Dereler çağlamaz oldu

Yağmur yağmaz oldu...

Ne yapmak gerek?

KESE KÂĞIDI,  FİLE, PAZAR ÇANTASI  geri gelsin… Konu bitsin...

Bakkal amcalar mı onlar karalanmış, alacağından vazgeçmiş, veresiye defterleri ile çoktan başka diyarlara gittiler...

 

************

 

SUMELA, TELEFERİK VE DÜNYA MİRASI

 

Dünya yüzünde UNESCO tarafından Kültürel ve Doğal Miras olarak asıl listede 1121 eser bulunmakta. Bu eserlerin 18'i Türkiye'dedir. Sumela Manastırı da 2000 yılında aday listeye dahil edilmiştir.

UNESCO Sumela'yı Dünya Kültürel Mirası aday listesine alırken ne bugünkü gibi restoresi yapılmıştı ne de teleferik planlamada vardı.

Bir eserin dünya kültürel mirası içinde olabilmesi için belli kriterler vardır.

Eserin özgün yapısının yanısıra tarih içindeki önemi ve insanlık tarihi adına ne katkı yaptığı göz önüne alınır. Yine doğal dünya miras listesine girmiş orman, göl, ada gibi unsurlar da mevcuttur. Bu açıdan bakıldığında Sumela'nın bulunduğu Karadağ ve Altındere vadisi de bu kriterlerin içinde yer almakta. Sumela'da yapılacak her şey kendi özgün doğasına zarar vermeden yapılmalı. Çünkü O DOĞA ORDA OLDUĞU İÇİN SUMELA DA ORAYA YAPILMIŞTIR. DERENİN VARLIĞI KARADAĞ'IN GİZEMİ, GÖKYÜZÜNE UZANAN MANASTIRI OLUŞTURMUŞTIR. BULUTLARIN KOMŞUSU SUMELA’DAKİ MÜNZEVİ YAŞAMI SÜRDÜRME İSTEĞİ DE MANASTIRIN KURULMASINA YOL AÇAN TERCİHTİ... VE TABİ Kİ GÜVENLİK ENDİŞESİ...

O zaman Sumela'nın tarihi seyrine bakmak lazım.

Efsaneyle anlatılıp gelen bir tarihinin yanısıra bir de geçek tarihi vardır Sumela'nın.

İşte iki keşişin rüyası ile çıkılan yolda Meryemana'nın ikonasına ulaşılan yer olarak bilinen Sumela'nın tarih sahnesine çıkışında aslında yeni yeni benimsemekte olan ama Roma'nın da yasaklaması ile çok ta yaygınlaşamayan İsevi dininin Karadeniz'deki faaliyetlerinin merkezi olarak ta seçilen bir mekan olduğunu söyleyebiliriz.

Henüz Hırıstiyanlığın halk kitleleri tarafından tam olarak benimsenmediği dönemlerde, Kapadokya misali yeraltında, Trabzon'da da Maşatlık, Arafilboy'da halen varlığını sürdüren mağaralarda faaliyetlerini sürdürmeye çalışan öncü Hıristiyan öğreticileri Altındere vadisindeki Karadağ'ın kucakladığı ilk mağara kilisesinde faaliyette bulunmaları kadar doğal bir şey olamazdı.

Nitekim sonraları bugün Fatih'in fethinden sonra halen Cami olarak kullanılan Yenicuma Camisinin temeli kilise olarak atılırken Trabzon'un koruyucu ve kurtarıcı azizi kabul edilen Eugenios da Roma yönetimince Trabzon'da öldürülmüştü.

284 ve 305 yılları Hıristiyanlara karşı Roma zulmünün zirve yaptığı yıllardı.  

Esasında insandan uzak, doğayla iç içe, münzevi bir hayat biçimi tarzında yaşamlarını sürdürmeyi ilke edinen rahip, rahibe ve papazlar için Sümela tam da aradıkları bir yerdi.

Vazelon, Kuştul manastırları da aynı mantıkla yapılmıştır.

Yunanistan'ın Meteora bölgesinde de bu tip kilise ve manastırlar bugün halen faaliyetlerini sürdürmektedirler. Her manastırın bir "çilehane" benzeri bölümleri varken Meteora bölgesindeki yüksek kayalara bağlanmış torbaların içinde yaşamını sürdürmeyi bir "arınma" olarak ibadetten sayanlar da vardı o yüzyıllarda.

Tabi Sumela'nın asıl gelişimi Komnenosların Trabzon İmparatorluğunu kurmasından sonraya rastlar. Özellikle lll.Alexios(1349-1390) döneminde manastır büyük gelişmelere sahne olacaktır. O yüzden Sumela'nın bugünkü yapısı itibariyle esas kuruluşunun bu tarihlerde olduğu belirtilir.

Kaldı ki Sumela eski fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere tam bir "gecekondu" yapılaşması göstermiştir zaman içinde. İhtiyaç görülen kısımlar kaya kilise etrafına eklenerek büyümüştür.

Bugün ön cephesinin hemen her resimde görünen kısım ancak 19.y.y da yapılmış çoğu misafirhane ve kütüphane olarak kullanılmıştı.

Osmanlı hiç bir dönem Sumela'ya dokunmamış aksine yardımcı olmuştur.

Bu kadar izahı neden mi yaptım.

Bu özellikleri bakımından Sumela Dünya Kültür Mirası asıl listesine girmeyi hak etmiştir.

Şu yanlışı yapmayalım kesin listeye alınmak için başvuruda bulunurken:

"Bakın biz Sumela'ya TELEFERİK de yaptık ulaşımını kolaylaştırdık."

Bu UNESCO'nun göz önüne alacağı bir konu değil. Aksine özgün yapıyı bozar mı diye eksi puan vermeyi düşündürecek bir kriter de olabilir.

Yıllar önce turistler nezdinde yaptığımız bir araştırmada ilginçtir yerli ziyaretçiler teleferiği isterken yabancılar istemediklerini ifade etmişlerdi.

Yabancı turistler Sumela'nın mistik havasını solumak adına manastıra yürüme gitmeyi arzu ettiklerini belirtmiştiler.

Şimdilerde Sumela'ya TELEFERİK inşa edileceği belirtiliyor.

Bir değil hem de iki tane.

Biriyle Sumela'ya gidiş kolaylaşacak.

İkincisi ile de dağların zirvesinde yapılacak tesislere ulaşımı sağlayacak.

Aslında Sumela'yı tam karşıdan gören bölgeye Milli Parkın yaptığı Seyir terasına teleferiğin yapılması daha uygun olabilir. Hem Sumela karşıdan seyredilir hem de manastır çevresindeki yoğunluk azalır.

Sumela'ya çıkmak için teleferik düşünülebilir?

Ama çok hassas olmak lazım.

Manastıra ulaşan araç yolundan daha da ileri gitmemek lazım.

Orman içindeki patika yolda ziyaretçi yürümeli. Zaten Manastırın yakınına kurulacak bir teleferik hattı Sumela'nın bırakın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girmesini korkarım adaylığını da kaybedebilir.

 

***********

 

BİTKİLERLE KONUŞAN SÜRMENELİ  -2-

 

İşadamı, ihracatçı aynı zamanda bitki bilimcisi  araştırmacı Süleyman Bilgin ile söyleşimizin ikinci ve son bölümünü bugün yayımlıyoruz...

 

Otlardan ilaca giden yolculuğunu anlatır mısınız? 

 

Ot tabiri bitkilere verilen genel bir isimdir, ancak Bitki dediğimiz zaman Süs, Itri, Tıbbi, Aromatik v.b. olarak sınıflandırılmışlardır. İlaç teknolojisi büyük yatırımlar içeren pahalı bir yatırımdır, Dünya ilaç sektörü adeta gelişmiş ülkelerin diğer ülkeler üzerinde sömürü aracıdır. Bir ilacı ortaya çıkması normal şartlarda 10 yıldan az değildir, süreç olarak laboratuvar ortamda süreli analizler sonucu hayvan ve insan üzerinde gerekli sürelerde deneyimler sonucu oluşmaktadır. İlaç firmaları bu yatırımları yaparken sonuçlarına katlanmayı göze almak zorundadır aksi takdirde altından kalkılamayacak yaptırımlar uygulanır. Dünya sağlık örgütü uluslar arası piyasayı adım adım izlemektedir. 

Bitkiden ilaca giden yolda öncelikle Hangi bitki? Sorusu gündeme gelmektedir. Genellikle  pandemi gibi güncel ve sürekli hastalıkların zorunlu kıldığı hallerde girişimciler kısa yollardan kabul ettirdikleri ilaçları piyasaya sürmekte ve türlü bedeller ödemektedir, ancak bu ilaçların yan etkileri baş gösterdiğinde maalesef birçok olumsuz vaka oluşmakta ve geri adımla bitkisel ilaçlara yönelinmektedir. 

Tespit edilen bitkinin içeriğinde bulunan etken maddesi devreye girmektedir; Aynı zamanda bitkinin tedarik edilebilmesi ve evsafında(içerik tatmini ve uygunluğu) olması gerekmektedir. Farmakoloji  bilimi bu yolda olmazsa olmazdır ve nihai aşamalarda onay safhası gelmektedir, bilimsel dergilerde yayınlanan ilaç piyasaya arz edilir ve sağlık kurumlarında kullanılmaya başlanır. 

İnanıyor ve umuyorum ki bütün bu yol Türk bilim insanlarının  bilgi birikimi ve azmiyle aşılacak; milli servetimiz olan biyo çeşitliliğimize sahip çıkılarak   kendi ilacımızı husule getirip, bu sektörde dünyadaki haklı yerimizi alacağız. 

 

-Extract  nedir? Nasıl elde edilir? İlimizde böyle bir tesis var mı? 

 

Her bitkinin özünde bir veya birden fazla etken madde vardır. Bu etken maddenin  kurutulmuş bitkilerden, özel ekstraksiyon yöntemleri kullanılarak, ayrıştırma (osmoz) işlemlerinin gerçekleştirilmesi sonucunda elde edilen, ilaç hammaddesi olarak da kullanılan insan sağlığına uygun şekilde gıda takviyesi olarak sunulacak hale gelmesine denir. Tam karşılığı bitki özüdür. Şifalı bitkilerin yoğunlaştırılmış özlerini elde etmek Fitoterapi bilgisi gerektirir. Her bitkinin özü farklı çözünürlüktedir, bazıları kolayca suda çözülür, bazıları alkolde, bazıları yağ içinde veya gliserinde çözülürler. Bu işlemin aslı damıtmadır, Ratio (Oran,toz yada) şeklinde sıvı formunda üretilebilir. 

Bir ton bitkiden bitkinin türüne göre 10 ile 30 kilogram arasında bitki etken maddesi elde edilmektedir. Bu da %1 ile %3 gibi bir orana denk gelmektedir. Bitkilerle ilgili yapılan bütün bilimsel çalışmalarda mutlaka bitkinin etken maddesi kullanılmaktadır. 

Trabzon’da bildiğim kadarıyla  Üniversite dışında bitki etken maddesi çıkaran bir kuruluş yok. 

 

-Halk Arasında Kocakarı ilacı da denen otların gelişi Güzel kullanılması doğru mu?

 

Modern tıbbın ve sentetik ilaçların bu denli gelişmesine rağmen bugün dünya nüfusunun %80’inin bitkisel ilaçlarla tedavi olması bitkilerin dünyanın önemli ilaç kaynakları olduğunu göstermektedir. Bitkisel ilaçların temel teşkil ettiği geleneksel tababet veya halk tababetinin kocakarı ilaçlarında olduğu gibi bir takım ayin veya dualara bağlı kalmaksızın tedavi yapmakta olması yüzünden kocakarı ilaçlarının mantıkdışı uygulamalarının bu tedavi sistemlerinde yeri yoktur. Bu sistemlerde kullanılan bitkilerin büyük bir kısmı kökenini kocakarı ilaçlarından almış olsa bile geleneksel tababet sistemlerinde sadece gerçekten etkili olanlar yerlerini korumuş ve günümüze kadar gelebilmiştir. Bu bitkiler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda etkileri bilimsel olarak ispat edilebilmektedir. 

Eczacıların temel kitapları olan farmakope veya kodekslere girmiş çok sayıda bitkisel ilaç hammaddeleri arasında sayabileceğimiz birkaç örnek şunlardır: Arap zamkı: En az 2000 yıldır hap yapımında yardımcı madde olarak kullanılmaktadır. Sinameki, Sarısabır ve Ravent: Müshil. Güzelavratotu: Spazm çözücü. Yüksükotu: Kalp kuvvetlendirici. Dereotu tohumu: Çocuklarda gaz sancılarını giderici. Çavdar mahmuzu: Doğumu kolaylaştırıcı ve antimigren. İpeka kökü: Balgam söktürücü. Meyan kökü: Öksürük kesici ve antiülser. Erkek eğreltiotu: Tenya düşürücü. Acı çiğdem: Gut ve lösemide. Söğüt kabuğu: Ateş düşürücü., vs. Uygulamaları ne denli akıl ve mantık dışı addedilse de kocakarılar ve sahip oldukları bilgiler bize geçmişten kalan kıymetli bir mirastır. Bu bilgilerin bugünün bilim süzgecinden geçirilmesiyle pek çok yeni ilacın ve tedavi şeklinin insanlık hizmetine sunulabileceği inancındayım. 

 

-Hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz? 

 

Genellikle Avrupa ülkelerine, İhracatımız var, Başta Almanya ve Hollanda olmak üzere Fransa, İtalya geçmiş dönemlere Danimarka,gibi İskandinav ülkesine ürün gönderdik.      

 

-İthal eden ülkeler bu otlardan ne  yapıyor.? 

 

Gezip gördüğüm firmalarda çok titiz çalışmalar vardı, arge ,Labor, depolama  gibi birimleri  son derece  programlı  yürütülüyordu.tabi ki extract  yapıyorlar,ilaç üreten firmaların hammaddesini uygun hale getiriyorlar,ilaç yapımında gerekli olan sıvı,toz,macun ya da drog  dediğimiz  bitki parçaları halinde ilgili firmalara ürün yaparlar.İlaç firmaları da şayet çalışma alanlarında bu tür işlevleri varsa bitki ithal edebilir ya da kendi üretim sahalarından tedarik edebilir. 

 

-Çevreyi bitki çeşitliliğini korumak için neler yapabiliriz?

 

Öncelikle çevremizi tanımalıyız, tanımak eğitimden geçiyor, yaşadığımız yeryüzünde bütün canlılarla ortak bir yaşam paylaşıyoruz, ekolojik denge, sürdürülebilir yaşam için kaçınılmazdır, çevrenin  nelerden meydana geldiğini çok iyi gözlemlersek bir bitkinin, bir ağacın yada diğer bir canlının var oluş sebebini anlamış oluruz, yok olan halkaların yerinde çevresel kirlilik ve hayatın zorlukları baş gösterecektir. Misal verecek olursak  yetişkin  bir  okaliptüs ağacı (diğer adı Stma ağacı) bünyesinde 200 ila 1000  litre su bulundurabilir böylece bataklıkların kurutulması mümkün, endemik bir bitki ya da bir sürüngen bünyesinde etken madde olarak belki de bugün değilse gelecekte oluşacak bir hastalığın ilacını taşıyor olabilir. Devletlerin alacağı önlemler hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. İnsanların çevreyi korumada  bilgili ve duyarlı olmaları otonom bir korumayı sağlayacaktır. Hava, su, toprak yaşam kaynaklarımızdır, kirletmek ya da yok olmasına sebebiyet vermek en ağır yaptırımları içermelidir. Canlı yaşamın üreme ve yaşam alanlarını korumak, nesillerinin devamını sağlayacak yatırımlar yapmak, evcil hayvan beslemeye teşvik etmek, bitki gezi programları düzenlemek; bu çeşitliliği devam ettirmenin uzun soluklu adımlarıdır. 

Göz otu çiçeğinin üzerindeki işaretler bir hava alanındaki işaretleri çağrıştırır ve başka bir canlı avını yakalamak için bu bitkinin üzerindeki işaretlerden yararlanır, uçucu tanen taşıyan kekik, biberiye gibi bitkiler kendini ve çevresini zararlılardan korur. Listeyi uzatmak mümkün ama insan dışındaki canlılar yaşam boyu görevlerini yerine getirirken, onların korunmasını sağlamaktan kaçınırsa kendi yaşamına son verir.

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.