GANİTA RESSAMI  CEYHAN HOCA 

Trabzon'un  köklü ailelerinden Murathanoğullarından olan Ceyhan Murathanoğlu, Trabzon doğumlu. Mahallesi Ganita. Denizle kapı komşusu bahçeli evlerinde, Trabzon'un o saf hali ve doyumsuz güzelliği ile geçmiş çocukluğu ve gençliği.

Sporun her türlüsünde var.ganita-5.jpg

Futbol, yüzme... Zaten denizin içine doğmuş. Karadeniz'in azgın dalgaları ile arkadaş olmuş. Ganita'da VİYA yaparken hiç bitmese derlermiş bu rüzgar, tabi ki bu dalgalar...

1944 yılının 15 Mayısında doğduğunda Trabzon eski yıllardan süzülüp gelen kültürel birikimini halen taşıyordu İskenderpaşa İlkokulu, Trabzon Öğretmen Okulu, İstanbul Eğitim Enstitüsü resim bölümü ve öğretmenlik.

İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü öğretmenliği ile başlayıp KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Resim İş Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak görevi devam ederken aynı üniversiteden 2009’da emekli oldu.

Yüzlerce öğretmen yetiştirdi. Sanata verdiği emeklerinin karşılığında bir o kadar da sanatçının yetişmesine öncelik etti.

Sporcu kimliği, başta yüzme ve futbol olmak üzere gençliğinden bu yana sönmeden devam ediyor.

Zamanında, Martıspor, İdmanocağı, İdmangücü takımlarının lisanslı yüzücüsü idi. Birçok derece ve madalya sahibi.

Türk sanat müziği tutkusu iki hüzzam beste sahipliğine kadar gidecek zenginlikte.

Sanat müziğine ait enstrümanları da çalmakta usta.

O resim sanatında sadece Trabzon'da  değil Türkiye'nin tanıdığı bir ressam olurken renklerini yaşadığı kentten konularını da çoğunlukla Türk Tarihinden alıyor.

Başlangıçta Empresyonist tarzda çalışmalarını sürdürürken sonrasında bol figürlü soyut/ somut sentez çalışmalara ağırlıkta eserler vermeye çalıştı.

Eserlerindeki renklerin kaynağını anlatırken;

lahana çiçeğinden sarıyı,ganita-4.jpg

menekşeden moru,

doğasından yeşili,

Trabzon'un sis ve dumanından grisini aldığını belirtmekte.

Konularını da Türk Tarihi ve yerel kültürel değerlerinden almakta. Kısacası yerli ve milli olan her konu Murathanoğlu'nun tablolarında yer almaktadır.

Öncelikle yerelden ulusala, sonrasında da evrensele doğru yol alırken eserlerindeki yansımalar ve imgeleriyle değerlerinden hiçbir zaman kopmadan tüm insanlığı sevgi ortak paydasında kucaklamayı amaç edinmiştir...

Ona göre sevgi, bir martının kanadında, bir kayaya tutunmuş yosunda, doğan güneşin ışıklarında, bir akşam vaktinde denizin yakamozunda ya da bahçesinde nasırlı elleriyle hâlâ üretmenin peşinde olan bir teyzenin peştemalindeki renktedir.

Murathanoğlu il içi ve il dışında 25 sergi açmış, bir çok karma sergilerin içinde yer almıştır. Bu arada grafiker, karikatür, sayfa ve kitap kapağı konularında da kendisine ödül getiren çalışmaları vardır.

Trabzon aşığı. Ganita her ne kadar doğduğu yıllara benzemese de terk edilemeyecek kadar sevdiği mahallesi.

Trabzon'u terk etmedi. Sevda idi bu kent onun için. Sanat ve sanatçı takdir edilmediği yerden uzaklaşırdı. Birçok sanatçı dostunun bu yüzden Trabzon'u terk ettiğini belirtir.

Çok valiler belediye başkanları siyasiler geldi geçti ama ben Trabzon'u  terk etmedim diyor Ceyhan Hoca... Ve tüm yetkililere de Trabzon'un bu zengin potansiyelinin farkına varıp sanatı ve sanatçıyı desteklemelerini de hatırlatmıştır.ganita-1.jpg

Türkiye'nin Floransa’sı diye tanımladığı Trabzon'un ve bu kenti yöneten yöneticilerinin sanata ve sanatçıya mutlaka destek olmaları gerektiğini belirtirken, bunu da Türkiye'deki ressamların yarıya yakının Trabzonlu olduğu gerçeğine dayandırmaktadır.

Dilerseniz Ceyhan Murathanoğlu hocamızın sanat sanatçı ve Trabzon adına sohbetine kendi ifadeleri ile  devam edelim:

 

SANAT GALERİSİ BÜYÜK İHTİYAÇ

"Uzunsokakta bir pasajın altında başlayan resim galerisi ve sergiler daha sonra eski valilik binasında  emsalleri içinde çok güzel ve özel bir yere sahip Devlet Güzel Sanatlar Galerisi ile devam etti. Ama bugün bu galeri yok. Bir an evvel Devlet Güzel Sanatlar Galerisi açılmalıdır. Bu Trabzon için acil bir ihtiyaçtır. Trabzon’un sanat dünyasına açılan bir kapı olarak Trabzon'da sanat galerisinin olmayışı büyük bir eksikliktir. İnşallah sanat ve sanatçıya değer veren bir Kültür Müdürünün ataması yapılır.

O eski parlak günleri yaşamamız gerekir. Sanat galerisinin, sanatçıların buluştuğu mekan ve resim sanatını benimsetme adına önemli bir işlevi vardı.”

 

GANİTA BENİM DÜNYAM

“Doğduğum, çocukluğum, gençliğim, resmim, tombul kayam, midye ve Viyakayam, sofrakayam, başkayam, kale burcundaki şebboyum, lambada taşım, taraklı kuşum, kara tavuğum, martım, siyah kumum, kollenbizam, gugarnam, goğuzam, kazanım, kuş incirim, sakızağacım, denizim, tavlam, mavruşgilim, barbonum, izmaritim, sarıkulağım, kefalim, paçozum, karagözüm, hanibalığım, isparizam, köteğim, istavritim, çinekopum, lüferim, kofanom, sarganım, trahomum, kabinlerim, Yoroz'dan görülen Cumhuriyet Gemim, içi bıldırcın kafesleri dolu Tarı Vapurum, çocukluk arkadaşım, sülalem, ağabeylerim, ablalarım, teyzelerim, amcalarım, kaptan köşküm, balkonum, futbol saham, güneşim, grup vaktim, şafaklarda uyandığım, hırçın dalgasındaki musikim, martı kanatlarındaki çırpınışlarım, fırtınamdaki karayelim, poyrazım,

Yazmakla bitmez 

Bu sevda,

Martılar uçar gider,

Başım üzerinden,

Kanatlarım olsaydı,

Uçar giderdim peşlerinden,

Ganitam,

Sevdam,

Çocukluğum,

Gençliğim,

Her şeyim...”

***

Öyle bir anı yumağı ki her bir sözcükten Trabzon’un geçmişteki yaşanmışlıklarına dair birer kitap çıkar.

Ceyhan hocanın sanatında beslendiği damar o yüzden çok güçlü.

Mesela onun eserlerinde deniz ve bir martı hiç eksik olmaz.

RENKLER TRABZON’DAN KONULAR TARİHTEN

Deniz de martı da şimdi ismini unuttuğumuz o balıklar da ondan bir parçadır.

Ceyhan Hoca bütün bu güzelliklerin içine doğmuştur.

Ganita'da henüz apartman yokken bahçeli evlerinde attığı bir adım sonrasında  denize girecek kadar temiz ve saf bir ortamda geçen çocukluk. 

Gençliğine spor, musiki, resim gibi birçok uğraşıyı sığdırıp öğretmenlik ve sanatçı kimliği ile tüm Trabzon'un takdir ettiği vatan millet sevdalısı Ceyhan Hoca, Trabzon'da Devlet Güzel Sanatlar Galerisinin olduğu yıllardaki sergileri unutmadıklarını ve bu sergilerin Trabzon hayatına büyük katkı sağladığını belirterek böyle bir salonun olmayışını büyük bir eksiklik olarak görmekte.

RESİM HEYKEL MÜZESİ KURULMALI

Esasında Güzel Sanatlar Lisesi ve Trabzon Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin ve çok sayıdaki sanatçılarımızın da resim atölyelerini de göz önüne aldığımızda Trabzon'un Türkiye'de resmin başkenti olduğunu söyleyebiliriz...

Bir çok koleksiyonerde resimleri bulunan Ceyhan Hoca tarihi şahsiyetlerimizi başta Atatürk olmak üzere Oğuzkağan'dan bu yana resmederek tarih bilincinin oluşmasına büyük katkılar yapmıştır.

Onun resimlerinde gemiciler, martılar, balıklar, deniz, Ganita, peştemallı kadınlar, yerele ait ne varsa görebilirsiniz. Sevginin evrenselliğine,yerelin değerleri ile ulaşmıştır.

Renkleri yaşadığı yerden,anlatımını beslendiği kültürden,figürlerini sevdalısı olduğu Trabzon'undan alan Ceyhan Hoca kendi ekolünü oluşturmuş ender sanatçılarımızdan biridir.

Son sözü yine ressam emekli  öğretim üyesi, Ceyhan Murathanoğlu Atölyesi hocası söylesin:

"Trabzon bir Kültür ve sanat kentidir.

Kültür kurumları çoğalmalı.

Bu kent, başarılı sanatçıları ile 

RESİM HEYKEL MÜZESİ'ni hak etmektedir..."

 

*************

 

KUZEY DENİZ YOLU

GÜNEY  ÇEVRE  YOLU

DEMİRYOLU 

HAVAYOLU 

kuzey-deniz.jpg

Şimdi nerden çıktı bu kadar yol demeyin.

Trabzon konumu  itibariyle ulaşılması en rahat bir kent.

Havayolu ile gel.

Karayolu ile gel.

Denizyolu ile gel.

Ama demiryolu ile gelme...

Biz bırakalım şimdilik demiryolunu bir kenara... Atatürk döneminden bu yana gündemde. Gelir gelmez bilemeyiz. Ama tahminimiz de var. Öyle 15/ 20 sene içinde de gelmez demiryolu. Fizibilite çalışmaları yapılıyormuş. Peşten master plan, peşten proje, peşten yapım filan derken bu iş uzar. Bir de bakmışsın ki demiryoluna ihtiyaç kalmamış. Zamanın ruhu teknolojisi imkanları demiryolunu geri plana itmiş.

Batum'a gidenler bilir. Batum limanı demiryolu ile entegre olmuş.

Trenler yük getirir yük götürür.

Kafkasya ve Rusya’nın içlerine bağlantılı bu yol adeta ülkenin candamarı gibidir.

Trabzon limanı da bir zamanlar İran Transit Yolu diye de adlandırılan Trabzon/Erzurum karayolu ile Doğu Anadolu ve Uzakdoğu'ya kadar uzanan ipek yolunun kapısı idi.

Romanya'dan İran'a nakledilen koyunların limana getirdiği kamyonculuk hareketliliğini belirli yaşta olanlar bilir.

Bu hatta yapılan yollar ve tüneller ulaşımı çok daha kolaylaştırdı.

Zamandan kazanmak ve zorlu yol şartlarından kurtulmak adına yapılan tünel ve yollar yeni ipek yolu diye adlandırılabilir.

Tünel ve yollar demiryolu için herhangi bir alt yapı çalışması yapılmadan inşa ediliyor.

Bu da gösteriyor ki tren yollarını bilmem ama konu çok daha uzayıp gider...

Bırakalım şimdilik kendi haline tren işini. Söz  verenler takip etsin. Baksanıza 1947 tarihli gazete bile "yakında gelecek" diyor.

Şu anda Trabzon'un en önemli işi ve vazgeçilmez önceliği GÜNEY ÇEVRE YOLU’dur.

Hem yeni bir kent ortamı oluşacak hem de ilin trafik sorununu çözecek olan bu proje geciktirilmeden hayata geçirilmelidir.

Artık icraat,

Kazmayı vurma,

Yola başlama,

Bismillah deme zamanı...

Darıca'dan mı başlar Arsin'de mi biter daha ileriye mi gider bilemem ama şehri rahatlatmak istiyorsak bu projeye hemen başlamak gerekiyor.

Trabzon vadiler kenti.

Her bir dere bir vadi oluşturmuş.

Söğütlü, Yıldızlı, Zağnos, Kuzgundere, Değirmendere ve benzeri vadiler ulaşımı zorlaştıran bir coğrafyayı oluşturuyor.

Ama gelin görün ki, eskiler doğaya uygun köprülerle bu vadileri aşmış hatta kemerler sayesinde su da getirmiş.

Güney Çevre Yolu, yeni bir Trabzon'un öncüsü olacaktır. 

Şehirleşmenin hızla sürdüğü Trabzon, artık sıkışıklıktan kurtulmanın çözümünü bu yolla bulacaktır.

Bizim bir de KUZEY DENİZ YOLU’muz var.

Hatıralarda yer alan VAPUR YOLCULUĞU artık yok.

Güverteden el sallandığı, geride kalanların da gözyaşlarını içine gömüp gurbete yol alanın arkasından hüzünlendiği kalabalıklar da yok, limanda...

O güzelim yolcu gemilerinin bir martı gibi süzülüp giden görüntülerini de izlemek mümkün değil.

Denizden sadece  yük taşımacılığında yararlanabiliyoruz.

Bu şehrin Kuzey Deniz Yolu'na da ihtiyacı var.

Yük de taşısın limanımız, yolcu da taşısın.

Hadi kışı geçtik, yazın taşısın... Kendi ve yerli  Cruise turizmimizi oluşturamaz mıyız?

Binsin İstanbul'dan İzmir'den yolcular gelsinler üç denizi birden aşarak kıyıdan kıyıdan... Demir atsınlar limanlara birer ikişer  gün kalsınlar gezsinler Trabzon'u, Karadeniz’i... Olmaz mı ?

Havaalanımız genişletilsin.

Yeniden ele alınsın.

Bugünkü kapasite ve imkanları büyütülsün.

Demiryolu mu varsın konuşulsun.

Varsın bir zaman gelsin yapılsın.

Ama Trabzon’un ulaşımında çok önemli yer tutan hava, deniz ve kara yollarının işlev ve kapasiteleri arttırılsın.

GÜNEY ÇEVRE YOLU BAŞLANIP BİTİRİLSİN.

 

 

CORONA ARTIK ADRES SORMUYOR 

Ne oluyoruz?
Bir çırpıda eşim dostum arkadaşım komşum akrabamdan CORONA illetine yakalanmış en az 15 / 20 kişi sayabilirim.
Mart ayı başlarında ortaya çıkan salgın bu kadar yaygın değildi ama önlemler daha sertti.
İnsanımızın kendini koruması gerektiğini bir kenara bırakalım.

Sadece  65 yaş vcorona.jpge üstünün sokağa çıkmasını kısıtlamak yetmezdi. Nitekim bu konuda  20 yaş altına da kısıtlama getirildi.

Kafelerde, sokak ve caddelerde, gençler iç içe...

Siyasî parti kongreleri devam ediyor.

Her yaştan üye salonda.

Ya gereken önlemlere uyacağız ya da daha büyük sıkıntılarla baş başa kalacağız.

Resmî kurumlar bir şekilde dairelerde kalabalık oluşturmadan işleri yürütmeye çalışıyor.

Okullar, ilk yarı dönemine kadar artık tatil.

Ekonomik hayat ve devletin düzeni devam edecek ama, iş hayatı ve çalışanlar zor durumda.

Corona tek başına bir hastalık değil.

Toplumsal sorunlara yol açan bir illet.

Kamu kaynaklarını kemiren bir hastalık.

Zararları, kayıpları, mağduriyetleri önlemek de devletin görevi.

Eğitimden taviz vermemiz mümkün değil, zorunlu kesintiler olsa da...

Ekonomik faaliyetler de devam etmeli...

Esnaf dükkanını açmasa nasıl dönecek bu çark?

Lâkin sağlık da çok önemli...

Haydi devlet millet el ele CORONA’yı yenmeye...

Kimse bana bir şey olmaz demesin.

Salgına yakalanmış arkadaşını, akrabasını, komşusunu aklına getirsin...

Corona artık adres sormuyor. Ne bakan dinliyor ne milletvekili...

Sağlıkçılarımızı kaybediyoruz.

Eşimizi dostumuzu arkadaşımızı kaybediyoruz.

Sağlıkçılar da yoruldu. Hastaneler de bu illet hastalık yüzünden zor durumda.

Bana bir şey olmaz demeyelim.

İşimiz zor ama kurallara uyarsak bu sıkıntıyı en az zararla atlatacağımıza inanıyorum.

 

YAYLALAR YAN GELİP  YATMA YERİ Mİ?

"Sen bu yaylaları yaylayamazsın..." diyor ya türkülerimiz...

Yaylacılık öyle herkesin işi değil. Yaylacılık hem ekonomik bir faaliyet hem de bir hayat tarzı.

Geleneksel Karadeniz hayatı içinde mayıs ayı başlarında başlayıp eylül sonlarında biten yayla dönemi asla "Yan gelip yatma" dönemi değildir.

Çalışacaksın.

Koyununu  ineğini  keçini eşeğini atını köpeğini  bakıp besleyeceksin.

Otu biçip seneye saklayacaksın.

Çobanlık yapacaksın.

Ahırı temizleyeceksin.

Kemreyi değerlendireceksin.yaylalar.jpg​​​​​​​

Sütü sağacaksın.

Şöyle bir kapıya çıkıp dağlara doğru bakınca otlayan ineklerin koyunları görünce maşallah diyeceksin. Keleklerin, sislerin içinden gelen senfonik sesini duyunca bir hoş olacaksın...

Peyniri, minziyi, yağı yapacaksın.

Ocağı tüttürüp Kelif'i şenlendireceksin...

Yaylalar öyle herkesin kafasına estiği biçimde keyif için 15/20 günlük konaklama alanı değildir.

Hamsiköy/Budamış yaylasında bir yaz günü "kelif"te doğan biri olarak eğer bu yayla sorununu kökünden çözmek isteniyorsa önerimdir:

Ta Osmanlı'dan Cumhuriyet'e intikal eden yayla kullanım/tahsis belgeleri vardır.

Tarım il müdürlüklerinde ve diğer ilgili kurumlarda bu belgeler arşivlerdedir.
O tahsis belgelerinde örneğin der ki; "Hasan oğlu Ali 10 büyükbaş  50 küçükbaş hayvanı ile sınırları  belirlenmiş filan yaylasında yaylaya çıkış ve iniş tarihlerine uyulmak kaydı  ile yaylacılık yapabilir..."
Şimdi kadimden gelen bu yaylacılık hakkı dededen toruna geçer mi?

Yaylacılık yapma kaydı ile geçer.
Bugünkü manzara ne peki...
Manzara toz duman...
Bıraktık  evleri kelifleri yaylalarda  marketler bile var.
İpin ucu kaçmış bir kere.
Yaptırmamak, yıkmaktan daha kolaydı oysa...

Evet üretici ile tatilciyi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Üreticiyi üretimi teşvik  edelim.

Dedeler, nineler, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler birer birer ayrılıyor aramızdan...

Yoksa bu gidişle ne peynirlinin peynirinde ne de yağında aradığımız tadı bulamayacağız.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar