DİPLOMA ÜRETİYORUZ FAKAT İŞ NERDE!?

Resmi verilere göre ülkemizde 8 milyona yakın üniversite öğrencisi var.diploma.jpg

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda da 18 milyon 241 bin 881 öğrenci öğretim görüyor.

Toplam 26 milyon öğrenci sayımızla dünyadaki 143 ülkenin nüfuslarından çok eğitim çağında olan nüfusa sahibiz. Buna  bir milyonu aşan öğretmen sayımızı da eklersek eğitim alanında ne denli güçlü bir potansiyele sahip olduğumuz ortaya çıkar.

83 milyon nüfus içinde 26 milyon öğrenci sayısı az bir rakam değil.

Binde 13.9 artışla da nüfusumuz her yıl bir milyonu aşkın sayıda artmaktadır.

Bunca genç insana sahip olmak her ülkeye nasip olmaz. Bu zenginliği ülkenin yararına kullanmak devletin işi.

İş ve aş isteyen gençler çoğunlukla devlet kadrolarında değerlendirilmek istemektedirler.

İşsiz çok, kadrolar az olunca bu sefer de KPSS  denilen kamu personeli sınavı devreye girmekte... Aldığı puana göre işe girmeyi arzulayan genç, mülâkat sınavında elenince bu sefer de hak ve adalet adına üzülüyor.

O zaman bu sınav neden yapılır diye haklı olarak soruyor.

Daha yolun başında hayal kırıklığına uğrayan gençler, bu sefer özel sektöre yöneliyor. Orda da mevcut şartlar nedeniyle aradığını bulmakta zorlanıyor.

Bu kadar öğrenci içinde istihdam edilebilen sayısı çok az.

Resmî rakamlara göre 4.5 milyon işsiz var. Bu rakamın daha da büyük olduğu sanılıyor.

Bu arada Bir milyon 350 bin kişi de üniversiteli işsiz. 

Sokakta caddelerde gördüğümüz o gençlerin büyük bir çoğunluğu anne baba nene dede harçlıkları ile vakit geçiriyor.

Sayılar şunu gösteriyor ki hem yetişmiş insan gücümüz var hem de bu gücün büyük bir kısmı atıl.

Ekonomiye katkıları yok.

Nerde hata yaptık acaba?

Ara meslek elemanı eğitimini geliştiremedik. Okullarını açtık ama gereken önemi vermedik.

İstihdamda onlara öncelik tanıyacak iş kollarını yaygınlaştıramadık.

Orta ölçekli bir ilde kurulacak fabrikalardaki çalışanların  endüstri meslek lisesi, meslek yüksek okulu mezunlarından oluştuğunu gören ailelerin ara eleman eğitimi verecek okullara karşı ilgisi daha da artacaktır.

Ama fabrika yok işyeri yok. Mezun olan genç de haliyle işsiz.

Kimse kendini kandırmasın üniversite sınavına en az her  yıl giren iki milyona yakın öğrenciden çok iyi bölümlere yerleşenler ilk 10 binden başlar bilemedin 50 bine kadar iner.

Sıralamanın ötesinde olanlara ne olur?

Dört beş sene okur mezun olur.

KPSS ye girer kaderini bekler...

Trabzon ölçeğinde düşünelim.

Nüfus 808 bin…

Bu nüfusun yaklaşık 98 bini 65 yaş ve üstündeki insanlar oluşturuyor.

Yani iş gücü içinde olmayan emekli insanlar.

Geri kalan nüfus 0-65 yaş arasında... Ekmek lazım iş lazım bu gruptakilere...

Yüzde onluk işsizliği göz önüne aldığımızda ilginç bir rakam ortaya çıkıyor.

İstihdam dışı kalan 65 yaş üstü kişilere nerdeyse eş sayıda Trabzon’da iş bekleyen insan var.

Peki bu insanlar nasıl geçiniyor?

Sorunun cevabı yine rakamların içinde emekliler  henüz "emekleyemeyenler"e bakıyorlar.

Biner kişi çalıştıran diyelim 20 fabrika olsa 20.000 ×5=100.000 kişi bu ilde ekmek yer mi yemez mi?

Olsun bizim sonu da 61 ile biten 41 bin 461 kapasiteli Akyazı stadımız var ya... Yetmez mi?

 

***************

 

TOPLUMSAL BİR YARA:KUL HAKKItoplumsal.jpg

Kul yaratılandır. 

Allah yarattığı kuluna tövbe kapısını açık tutmuş ama sadece "yanıma kul hakkı" iĺe gelme diye de buyurmuş.

Peki nedir kul hakkı? Bilmeyen yoktur ama şöyle bir çırpıda sayabildiklerimize baktığımızda insanların çoğunun konuşma dili ile söyleyecek olursak "yatacak yeri yok"...

İkili ilişkilerimizde, sosyal ve ticari hayatımızda, iş ve işlemlerimizde sürekli insanlarla birebir hayatımızı paylaşmaktayız. İnsani noksanlıklarımız ya da "olgunluklarımız" bir yana ayrıca toplum adına yüklendiğimiz görevler var ya, en çok da orada eğer kul hakkını ihlal etmişsek vay halimize.

Komşumuza kötü bir söz söyledik kalbini kırdık diyelim, özür dileriz gönlünü alırız helalleşiriz. Ama kamu adına yanlışa imza atmışsak kimle nasıl helalleşeceğiz?

"Beytülmal" diye bir kavram vardır eskilerden kalan. Üzerinde titrenilen korunması gereken devlete millete ait varlıkların tümüdür Beytülmal.

Ya devlet adına kullanılma yetkisinin verildiği karar alma mekanizmasının başında olanlar... İşleri en zor olanlardır Onlar, en çok adil olması gerekenlerdir. Yetkinin büyüğü küçüğü yoktur... Bir okul müdürü ile diyelim bir Milli Eğitim Bakanının sevk ve idaresinde göstereceği adaletin ölçüleri aynı olacak ki, huzur tesis edilsin... Bu bir örnek... Her alanda yetkiyi elinde bulunduranlar adaleti ve kul hakkını gözeterek hareket etmeliler...

Peki öyle mi oluyor.?

Biz soralım cevabını siz arayın...

KPSS’de 80 puan alanla 65’te kalanın sözlüde puanlarının ters yüz edilip 65 puanlının işe alınması mı,

Hiç memuriyet yapmamış KPSS’ye girmeden yasal boşluklardan yararlanarak Özel Kalem kontenjanından memur müdür olanlar mı,

Akraba kontenjanından jet hızıyla bürokraside yükselenler mi,

Adrese teslim şartnamelerle ihale kazananlar mı,

Üniversitelerde öğretim üyesi alımlarında kazanacak olanın bir tek isminin yazılmadığı ilanlarla işe girmeler mi,

İmar planlarında oynayıp rant devşirenler mi,

Kamu mallarını bazı kuruluşlara  tahsisler mi,

Yaylada merada deniz kıyısında kamuya ait yerlerde haksız işgaller mi,

Devletin imkanlarını kullanarak nüfuz elde edenler mi,

Kamuda bırakın israfı önlemeyi bizzat devletin kaynaklarını gereksiz harcamalar mı,

Maskesini takmadan yola çıkan adamın karşısındakine saygı duymaması mı,

İnsanlığa hizmet eden sağlık görevlisini darp etmekten çekinmeyen mi,

Anne baba ve akrabasına karşı olan yükümlülüklerini yerine getiremeyen mi,

Tarla sınırını geceden değiştirip "sünörcü" lük yapan mı,

Herkese eşit gitmesi gereken kamu hizmetlerinde ayrımcılık yapan mı,

Yanlı karar verip haksız şampiyonlar ilan eden hakemler mi?

Bu sorular uzayıp gider...

Ama bakın peygamberimiz ne diyor:

"Bir kimse kardeşinin haysiyetine yahut malına haksız olarak taarruz etmişse, iltimas olarak verilebilecek altın ve gümüşün bulunmadığı günden (kıyamet) önce helâlleşsin. Aksi halde, yaptığı haksızlık nispetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp ona yazılır./Hadis "

Var mısınız birinin günahlarını yüklenmeye  ya da sevaplarınızı birine vermeye...

Ey kul hakkı yiyenler, yenmesine vesile olanlar, haksızlık karşısında susanlar, dilsiz şeytanlaşanlar, yanlışı görmeyenler bilesiniz ki "ahirete intikal eden haklarınızı helal ettiniz mi" sorusuyla karşılaştığınızda cemaatten biri dahi içinden geçirirse yapılan haksızlığı Allah muhafaza... İşiniz çok zor...

Kaldı ki Cenab-ı Allah bana kul hakkıyla gelmeyin diye emrediyor...

Hele bir de Beytülmala el uzatmak var ki...

Çok söze gerek yok...

Bakın Peygamberimiz Hz.Muhammed(SAV)bu konuda ne söylemiş:

"Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah (CC) arasında perde yoktur.”

Bizi Yaratan Allah bakın ne buyuruyor...

"Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah, yaptıklarınızı görendir. el-MÜMTEHINE, Ayet 3"

Yaptıkları görülmeyeceğini sananlar ne büyük zarardadırlar...

 

***************

 

Modern çağın eskicisi... RİZE'NİN VAKANÜVİSİ

modern-cag-1.jpg

Gazeteci, Yazar ve Arşivci Fatih Sultan  Kar, “Bazen sararmış bir fotoğrafta, yırtılmış bir belgede yakalarsınız tarihin izini. İşte bir koleksiyonerin önce tutkusu, sonra görevi olur bu güzelliği yarınlara taşıyarak insanların bakışına sunmak” diyor.
Fatih Sultan Kar kendisini modern çağın eskicisi olarak tanımlıyor. Yaklaşık on beş yıldır biriktirdiği Rize tarihi fotoğrafları, Rize konulu kitaplar, Karadeniz plakları onun hazinesi. Geçenlerde ütüyü prizde unutup evden çıkan ve bu durumu kendisine anlatan eşine ilk sözü “Eyvah gitti arşivim” olur. Kar’ın arşivi yaşanmışlığın yoğunluğu ve yorgunluğunu bırakıyor üzerinizde.

İsterseniz modern zaman arşivcisi Rize'nin kendi  deyimiyle eskicisi ama tarihe ışık tutucusu modern çağın vakanüvisi Fatih Sultan Kar'ı kendisinden dinleyelim:

"Geçmişin izini tozlu raflarda süren bir arşivci-araştırmacının ele geçirdiği belge karşısında duyduğu duygu, ancak bir arkeoloğun toprak altında ilk ipuçlarını gördüğü tarihi esere bakarken hissettikleriyle karşılaştırılabilir. Bu duyguyu bir kez hisseden esiri haline gelir, asla kurtulamaz. Benim tarih merakım başlangıçta küçük kıpırtılar şeklindeydi. İlgim ve hevesim zamanla arttı. Bunu da elime geçen yeni belgelerle fotoğraflar sağladı. Ana eksenini ‘Rize’ üzerine oturttuğum arşiv çalışmamı günbegün besledim. Rize’de basında görev yaptığım dönemde elime geçen birkaç sararmış fotoğraf heyecanlandırdı beni, ardından da büyük bir hevesle iz sürmeye başladım. Bir kentin üstüne sinen izleri ve tarihe dair ipuçlarını yakalamak çabası içerisindeyken birçok Rize fotoğrafına ulaşmakla birlikte Osmanlı’nın son dönemleriyle Cumhuriyet’in ilk yıllarına tanıklık eden belgelere ulaşmak sanıldığı kadar kolay olmadı. İstanbul’da bütün sahafları, müzayedecileri takip ediyor,  ilimizin geçmişine dair izler bulmak için efor sarf ediyorum. Çünkü fotoğraf Rize’de nem oranın yüksek olması ve hava şartlarından dolayı elli yıldan daha uzun süre yaşamıyor. modern-cag-3.jpg

Rize’nin rutubetli iklimi yazık ki fotoğrafın ömrünü büyük oranda azaltıyor. Geriye kalan kısım içinse sahaflar ve küçük çaplı müzayedecilerin peşinde uzun soluklu bir koşturmaca gerekti. İstanbul’daki iz sürmelerim sonucu şehrin hiç bilmediğim belgelerine kadar uzandım. Bu işler gönül işi. Benim gibi gönlünü, yüreğini memleketine adamış olan mesai arkadaşım Laz Kültürü üzerine araştırmaları da olan Filiz Acar en büyük destekçim. Daha bende bu heves yeni yeni başlamışken Trabzonlu değerli isimler VOLKAN CANALİOĞLU, İSMAİL KANSIZ ve VEYSEL USTA büyüklerimizi ziyaret ettim. O gün bir başlangıçtı, bana kucak açmayıp olumsuz davransalardı heyecanım kırılırdı. Bir de bu ülkede kültür bakanlığı yakışacak adam İzzet Gündağ Kayaoğlu bana hep yardımcı oldu.

Uykuyla geçen zaman ölü zamandır, diyorum. Az uyurum. Sahaflarda bulduğum bir kitap mutlu eder beni. Son model arabaya kavuşan bir araba sevdalısından hissettiğinden büyüktür bu duygu. Geçmişin izini tozlu raflarda süren bir arşivci-araştırmacının ele geçirdiği belge karşısında hissettikleri, ancak bir arkeologun toprak altında ilk ipuçlarını gördüğü tarihi esere bakarken hissettikleriyle karşılaştırılabilir. Her ikisi için o anda hissedilenler tarifsizdir. Bu duyguyu bir kez hisseden bir daha kurtulamaz. Sevdiğiniz bir işle meşgul olursanız yetişmek diye bir sorununuz olmaz. Çünkü o işler önünüzde değil hep yanınızdadır. 
BİR ZAMANLAR RİZE...

Bu kitap yıllardır sahaflardan, müzayedelerden temin ettiğim fotoğraflardan oluştu. Kitabı daha önce iki prestij kitabı da birlikte yayınladığımız Mustafa Karali arkadaşımla birlikte hayata geçirdik. Bir sponsor bir yayıncı kuruluş aramadık. Daha önce hazırladığım Rize’nin Yüzü kitabınca yayıncılığı üstlenen kuruluş kitabın içeriğine de karışmış, özümüzde olmayan bir siyasi ayrımcılık dayatmasında bulunmuştu. Bizim önceliğimiz siyasi kaygılar hesaplar değil. Rize’dir. Bu yüzden kitabın yayıncılığını kendimiz üstlendik. İyi de yapmışız. Önceliği Rize olmayan siyasi çıkarla bakan birkaç eleştiri dışında hep olumlu eleştiriler aldık.
Bir kentin üstüne sinen izleri ve tarihe dair ipuçlarını yakalamak çabası içerisindeyken birçok Rize fotoğrafına ulaşmakla birlikte Osmanlı’nın son dönemleriyle Cumhuriyet’in ilk yıllarına tanıklık eden belgelere ulaşmak sanıldığı kadar kolay olmadı. İstanbul’da bütün sahafları, müzayedecileri takip ediyor, şehrimizin geçmişine dair izler bulmak için efor sarf ediyorum. Rizenin nemli iklimi fotoğrafları çok çabuk bozuyordu. Geriye kalan kısım içinse sahaflar ve küçük çaplı müzayedecilerin peşinde uzun soluklu bir koşturmaca gerekti. 

ARŞİVLERİNİ GÖNÜLLERİNİ BİZE AÇTILARmodern-cag-2.jpg
Bu çalışmada bana destek veren ve her şeyden önce beni anlayan insanlara sonsuz teşekkür ediyorum. Yüreği Rize sevgisi ile dolu olan, arşivini, dahası gönlünün kapılarını bana açan Vural ve Ercan Kazmaz kardeşler, bana kitap sevgisini aşılayan İzzet Gündağ Kayaoğlu ne yazık ki bu çalışmanın hayata geçtiğini göremeden aramızdan ayrıldılar. Ayrıca Merhum Hüseyin Nuri’in arşivinden yararlandık. Nur içinde yatsınlar. Ayrıca babasının tarihi mirasını özenle koruyarak yarınlara taşıyan Hasan Tuncer Türüt çok büyük bilgi desteği verdi. Hasan Kemal Yardımcı da kitaba büyük katkı sağladı. Rizespor’un eski takım kaptanı Hüsnü Kürkçü, Gazeteci İsmet Kösoğlu, Çayhan Orhon Dervişoğlu, Murat Gümüş, Sadık Saruhan, Ahmet Yavuz Dal ve Cemil Beşli çalışmalarım sırasında hep destek oldular.
Bir tutkunun peşinde hevesle koşarken, ailemi ihmal ettiğim günler oldu. Bu manada beni anlayan eşim Lütfiye, kızım Beyza’ya, her çalışmamda yanımda olan Filiz Acar’a, teşekkür ediyorum.Hatice Enisoğlu Çelik gibi işinin ehli bir insan kitabımızı yayına hazırladı. Kitabın önsözünü Karadeniz Bölgesi tarihi üzerine uzmanlaşan Araştırmacı Yazar Mehmet Bilgin yazdı.”  

BİR ZAMANLAR RİZE BİR VEFA BELİRTİSİ

Rize şehrinin ulusal ve uluslararası platformda tanıtımı için önemli bir kaynak ve referans niteliği taşıyan kitap, 440 sayfadan oluşuyor. Az sayıda basılan özel koleksiyon özelliği olan kitap Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarına ışık tutarken okurları Rize tarihine yolculuğa çıkarıyor. Yurdumuzun eşsiz köşelerinden Rize’nin geçmiş günlerini, mekânlarını ve iz bırakan şahsiyetlerini hatırlatıyor.
Kitap Osmanlı Döneminden, 1985 yılına kadar geçen süreçte Rize iline ait fotoğrafları içeriyor. Fotoğraflar kitapta kronolojik bir şekilde yer alıyor. Ayrıca kitapta Osmanlı Döneminde Rize, Çay Tarihi, Spor ve Geçmişten Portreler adı altında bölümler yer alıyor. Birde ünlü siyaset adamlarının Rize ilini ziyaretlerini konu alan “Rize’yi Onurlandırdılar” bölümü var. Bu bölüm hiçbir siyasi ayrım gözetmeksizin hazırlandı.

BİR ZAMANLAR RİZE NEREDEN TEMİN EDİLEBİLİR?

Prestij kitaplar kategorisinde yayınlanan, 440 sayfadan oluşan “Bir Zamanlar Rize” isimli kitabı prestij kitap satışa sunuldu. KARALİ Yapım tarafından yayımlanan “Bir Zamanlar Rize” isimli kitabı temin etmek isteyenler. İstanbul’da Fatih Sultan Kar (0535 335 98 45) ve Rize’de Mustafa Karali (0536 320 41 11) ile irtibata geçebilirler. 

FATİH SULTAN KAR KİMDİR?

1971 yılında Rize’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimimi Gündoğdu’da tamamladı. Rize’de gazetecilik yaptığı yıllarda çeşitli gazetelerin temsilciliğini yürüttü. Bir dönem Rize TV Haber Servisi’nde görev yaptı. Ulusal ve yerel bazda yayın yapan birçok gazete ve dergide yazıları ve şiirleri yayımlandı.
Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) üyesidir. 150’yi aşkın Karadeniz türküsüne söz yazarı olarak imza attı. Karadeniz bölge tarihi üzerine aralıksız sürdürdüğü arşiv-araştırma çalışmaları sayesinde hatırı sayılır miktarda materyale sahip oldu. Bu malzemelerle 9 ayrı fotoğraf sergisi açtı. Memleketi Rize’nin tarihi üzerine 14 kitabı yayınlandı. Çaykur Rizespor’un resmi dergisinin tarih sayfasını hazırladı. 21 yıldır İETT Genel Müdürlüğü’nde Foto Film Operatörü olarak çalışıyor.

 

***********

 

KTÜ  67 ÇÖMÜ 28 AMA...ktu-67.jpg

İki üniversitemiz var. İkisi de ülkemizin güzide üniversitelerinden. Biri, ben ve birçok arkadaşımız kardeşimiz evladımızın mezun olduğu üniversite 1953 yılında kurulmuş Karadeniz Teknik Üniversitesi.

Diğeri de 1992'de kurulan 18 Mart Çanakkale Üniversitesi.

28 yaşındaki ÇOMÜ bugünlerde çok önemli bir buluşa imza attı.

Bütün dünyayı kasıp kavuran COVİT 19’un hızlı tespitine yarayan "Coronavirus Tanısı Kiti" imal etmeye başladı.

8 dakikada tanıyı koyabilecek kit sayesinde hastalığın belirlenmesinde önemli bir yol katledilmiş olacak.

Üniversitenin Biyomühendislik Bölümünce kendi öz kaynakları ile üretilen bu TANI KİTİ dünyada da önemli bir çalışma olarak nitelendirildi.

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'ni kutlarken bu zor günlerde Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden de bir hamle bekliyoruz.

28 yaşındaki ÇÖMÜ dünya çapında ses getirip bu salgın döneminde insanlığa önemli bir hizmeti sunarken 67 yaşındaki KTÜ de bundan geri kalmaz diye düşünüyorum...

Yoksa şu bölüme kim atanacak tartışmalarının sonuçlarını bekleyip sonra mı umutlanalım?

KTÜ  artık çalışmaları ile ismini değil Türkiye'de bütün dünyada duyurmalı... 67 yaş bayağı olgunluk yaşı değil mi sizce... 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar