DAHA ÇOK ÜZÜLÜYORUM!

Türkiye'nin dış politikasında uzun bir süreden beri "fırsat maliyeti" faktörü hesaba katılmıyor, adeta maliyet kategorisi yok.

"1913-1923 arasında kaybettiklerimizi 2013-2023 arasında geri alacağız." Bunu kim, kimler söyledi? Bunu söyleyen birinin dünyayı okuyabildiği analiz edebildiği söylenebilir mi? Adam yeni parti kurdu. Kurtarıcı olarak ortada dolaşıyor. Kabahat onda değil. Bizlerde. Aptalız, ya da korkağız ya da burnunun ötesinden ötesini umursamayan bencil yaratıklarız. Adam ortada. Kimse ona, kardeşim sen, falanca tarihte, Türkiye'nin kaderi ni etkileyecek yetkiler elinde iken böyle böyle demiştin. Önce bir anlat bakalım niye böyle bir şey söyledin. Şam'da Emevi Camiinde Cuma Namazı kılabildin mi? diye sormuyor.

1974 Kıbrıs Hareketinden sonra Türkiye'nin askeri+dış politika stratejisi, "fırsat maliyeti" (opportunity cost) kategorisi olmadan konuşulur hale gelmiştir. Bunun için şu an "Vatan haini" damgasını yemeden yürütülen varsa eğer bir strateji bunun risklerini, fırsat maliyetini gündeme getirmek adeta imkansızlaşmıştır.

Türkiye'nin güvenlik bürokrasisi (sivil+asker) ortaya çıkan kaçınılmaz durumlar ya da kaçınılabilecekken kaçınılmayan durumların "fırsat maliyeti" yokmuş gibi bir söylemi kullanmaktadır. Bu yanlış bir iştir.

Diyelim ki bir fırsat çıktı, Midilliyi işgal etti Türkiye. Yunanistan bu durumu bir ateskesle sineye çekti. Peki Midillileri ne yapacaksınız? Anadolu'nun içine tehcir mi edeceksiniz?

Eğer İttihat Terakki'nin 1914'te yaptığı hatayı hata olarak görmeyen bir zihniyeti hala "milli duruş" diye sürdürenler varsa, bu zihniye Türkiye'nin milli bütünlüğü açısından en büyük riski oluşturmaktadır.

Ben Türkiye'nin i)anayasası, ii) arazisi ve iii) vatandaşlar topluluğu olarak milleti ile bütünlüğünün korunmasını en önemli değer, siyasi tercih olarak benimsemiş biriyim. Bir başkası bu değeri ancak benim kadar benimseyebilir. Ama ifade etmem gerekir ki bu değer ve siyasi tercih açısından en büyük riski, sayın Devlet Bahçeli gibi içinde yaşadığımız dünyayı realite olarak algılama refleksi körelmiş, hayal aleminde yaşayan güya "milliyetçiler" oluşturmaktadır.

Bardak kırıldığında hikaye artık ileride yazılacak kitapların konusu haline gelir. önünüzde içinde yaşayabileceğiniz seçeneklerde artık elinizde o bardak kalmaz.

Korkuyor muyum? Daha çok üzülüyorum. Çünkü Türkiye'yi yönetmek iddiasında olanların görmediklerini görüyorum, yapamadıkları analizleri yapıyorum, yapabiliyorum. Bu 80 yaşında yurttaş olarak kendimi bilen ama aciz algılamama yol açıyor.

Böyle oluyor, tarihte devletlerin kırılma noktalarının eşiğinde sürüklendikleri konjonktürlerde, kırılmamak için yapılması gereğini, takınılması gereken tavrı gören insanların çaresizliği. Akan bir sel var. O sel içinde ben de sürükleneceğim. Bu "human predicament", birey olarak toplum ve devletler içinde yaşanılan birey olmanın kişiyi mahkum ettiği "kader".

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.