ÇOCUKLARI YİYEN KURT

“Yenilgi yenilgim bir başınalığım ve utangaçlığım, benim için sen binlerce utkudan daha kıymetlisin. Ve yüreğim için daha lezzetlisin yeryüzünün tüm onurlarından”  HALİL CİBRAN

Kazanmak yenmek, galip gelmek demektir.

Biz bu günlerde kazananları da bir şekilde pes ettirip tuş ettirmeye çalışıyoruz.  Bir acayip haller.

Hiç haksızlığa uğradınız mı? Duyar gibiyim. Çok diyeniniz var gibi.

Yarım kalan ne çok şey var aslında.

Unutulan

Unutturulan

Görülmeyen

Gösterilmeyen

Üstü örtülen

Duyulmayan

Söylenmeyen

Söylettirilmeyen…

İnsanlar yanıldıkları ve bildikleri arasında susmanın, sessiz çığlıkları ile sus-pus

Tutunacak, kimler kaldı ki?

Bizlerden vazgeçişler isteniyor. Vazgeçmem dediğimiz ne çok şeyden vazgeçtik aslında.

Vazgeçişler, hak ettiğinin dâhi, karşılığını istemez olmaktır.

Kazanmak sona varmak, sonuç elde etmektir. Ama artık sonuçlar görmezden gelinince olumsuzluklar da almış başını gidiyor.

13 Yaşında bir çocuk, nasıl bir psikoloji ile kendisini oyunda yenen arkadaşını bıçaklar. Çocuk ruhu nasıl böyle vahşileşir? Ya da 15 yaşında bir çocuğa dayak atan  varlık, nasıl rahatça video çekip yayınlar?

Hatta bakkal sahibi bir şahsın, çocuğu evire çevire dövüp yerden yere vuruşunu nasıl bir ruh hali açıklayabilir? Dedim ya acayip hallerdeyiz. Anlayamıyorum!

Sanki, gelecek tüm sürprizlere açığız.

Bu insanların hayatı anlamlandırma referansları nedir? Toplumda birey olmak mı? Topluma mensup birey olmak bilinci mi?

Elbette doğru olan ikincisi. Ama genelde bilinçler kapalı maalesef. Çünkü olup biten olayları algılama, kavrama yetisinden geçmiş insan dediğimiz varlık.  

Hani hep küçüklere masallar anlatılır ya, aslında bugünlerde masalları büyüklere anlatmak lazım. Kalbiyle bağlantısını yitirmiş büyüklere ne masalı anlatılır ki? Vicdan masalı mı? Sevgi masalı mı? Umut masalı mı? Ne anlatılır?

Eskiden bizler anne ve babalarımızın hatta dede ve ninelerimizin bize anlattıkları masallarla büyüdük. Onların hayal gücünün bize yansıttıkları ile. Hep içinde iyi niyetli kahramanları olan. Cesur yürekli, fakire yardım eden, sevgi dolu merhametli kahramanlarla büyüdük. Masallar bizim için sihirli bir dünyaydı.  Genelde kahramanın adı bizim” adımız” olurdu. Büyüklerimiz bize masal okumaz anlatırlardı. Gözümüzün içine bakarak. Falanca masalı yine anlatır mısın dediğimizde ise unuturlardı.

Şimdilerde bir kitap ve kitaptan dökülen kelimeler var. Kendi değer, deneyim, hayal kurma, hayata bakış açısı ve yaşanmışlıklar yok. Hikayelerde ormanda bırakılan çocuklar, kötü büyücüler, ceza veren yaratıklar, çocukları yiyen kurt vs var. Bir de bugünlerde oyunlar var. Bu oyunlarda  kesilen eller, bacaklar, öldürülen insanlar, hata karşısında cezalandırılan çocuklar olunca sonrasında yaşamda duyduklarımızla dehşete düşüyoruz ama fantastik hikayeler,  maalesef  bugünlerde, düş ürünü olmaktan çıkıp gerçek olu veriyor. 

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü.

Sadece 20 Kasım’da mı çocuklara güzel diyeceğiz?  Sadece o gün mü sizler bizim umudumuzsunuz diyeceğiz?  Sizin kokunuz cennet kokusudur, koruyup kollayacağımızı sadece bir gün için mi seslendireceğiz?

Keşke düşler ülkesinde ki, hayal dünyasında ki tüm kahramanları uyandırsak çocukların yaşamı da renklenip güzelleşse.

Keşke çocuklar düşledikleri dünyada yaşasa.

Keşke çocuklar kendi masallarının kahramanı olabilse.

Keşke…

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.