CHP, İYİ PARTİ VE TERÖR

Selahattin Demirtaş, “Dışarıda olsaydım, bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve ‘Kahvaltıya geldik’ derim” dedi..

 

Herkes Demirtaş’ın bu çıkışını Anadolu gelenekleri açısından da değerlendirip çeşitli yorumlar yaptı.

 

Demirtaş’ın “gel konuşalım, barışalım” anlamına gelen bu davetine Meral Akşener de cevaben; “Kahvaltıya evet ama evden çıktıktan sonra sen yoluna ben yoluma” diyerek, aslında kapıyı tam açmasa da, araladı diyebiliriz.

 

Hemen sözlerimin başında Anadolu gelenekleri açısından da, ülkenin ihtiyacı olan barış ve birlik açısından da Meral Akşener’in bu cevabını yetersiz ama umut verici bulduğumu söylemeliyim…

 

Bir kere Anadolu geleneklerinde göre; düşmanınız olan birisi evinizin kapısını çalmışsa, bu zaten kişinin özür dilediği, pişman olduğu, barışmak istediği anlamına gelir…

 

Eğer kapıyı açmışsanız, bu da “Ben de barışmak istiyorum” demektir…

 

Meral Akşener’in HDP ile  “aynı fotoğrafa girmemek”  hassasiyeti anlaşılır bir şey ama, Türkiye’yi yönetmeye talipse ihtiyacımız olan barış için “elini taşın altına sokmak” gibi bir sorumluluğu da var..

 

İktidar ve yandaşı medyanın el birliği etmişçesine Millet İttifakı’nı, HDP üzerinden terörle, PKK ile ilişkilendirmek için hummalı bir çaba içine girmiş olması, Meral Akşener’i temkinli hareket etmeye zorladığı kuşkusuz

 

Yerel seçimler öncesi iktidar ve küçük ortağının ısrarla “muhalefetin terörle işbirliği içinde olduğu” iddiası, seçimlerden sonra özellikle de İyi Parti’ye yapılan “Evine dön” çağrısından sonra hız kesmiş olsa da, medyadaki yandaşlar tarafından tam gaz devam ettiriliyor…

 

Yöntemleri çok basit...

 

“HDP, PKK’nın siyasi uzantısıdır”

 

“HDP, seçimlerde Millet İttifakı’nı destekledi”

 

O halde,

 

“Millet İttifakı eşittir PKK...”

 

Siyasi tespitten çok, geometride “olmayana ergi” metoduna benzeyen bu formülü, bıkmadan, usanmadan tekrarlıyorlar...

 

PKK’nın en başta ülkenin üniter yapısına, ulus devlete, Lozan’a karşı olduğunu, bu anlamda önünde en büyük engel olarak ülkenin kurucusu CHP’yi gördüğünü, hatta siyasi parti liderlerinden yalnız Kılıçdaroğlu’na suikast düzenlediği gerçeğini bir yana koyarak;

 

Biraz geriye gidelim...

 

2014 yılındaki yerel seçimlere...

 

HDP’nin adayı Sırrı Süreyya Önder, CHP’nin Sarıgül, AKP’nin de Kadir Topbaş’tı...

 

Sırrı Süreyya Önder, HDP’nin adayı olmasına rağmen, “Kadir abi”sine övgüler diziyordu...

 

O sıralar, AKP ile PKK arasında “çözüm süreci” adı verilen sıkı fıkı ilişkiler vardı...

 

Sırrı Süreyya Önder, seçilmek için aday olmamıştı...

 

CHP’ye kaçabilecek sol ve Kürt oylarını almaktı amaç...

 

Kadir abisine övgüler boşa değildi...

 

Kürt oylarının hepsini alsa,

 

Aradan Sarıgül’ün çıkmasından korkuluyordu çünkü...

 

Seçimi AKP’nin garantilemesi için aday olmuştu...

 

Sırrı Süreyya Önder, PKK ile iktidar arasında, postacılık ve kurye görevlerinden sonra bir de “tavşan aday” rolünü üstlenmişti...

 

Korktukları olmadı, seçimi kazandılar...

 

Asıl gümbürtü bundan sonra kopacaktı...

 

Ortaya, Selahattin Demirtaş çıktı...

 

Demirtaş, Türkiyeli olmaktan, barıştan, kardeşlikten bahsediyordu...

 

Sevimli, halka yakın bu genç adam, PKK’ya karşı gelip, HDP-AKP iş birliğine son vermişti...

 

AKP’yi asıl çıldırtan tam da buydu.

 

Demirtaş, “AKP’nin yolsuzluklarının, hukuksuzluklarının hesabını soracağım” diyordu...

 

Seni başkan yaptırmayacağız” söylemi, bardağı taşıran son damla oldu...

 

Demirtaş’ın Kürt ve Türk halklarında yarattığı sempati, karşılığını buldu...

 

HDP oy patlaması yaparken, AKP tek başına iktidar olma şansını kaybetti.

 

Sonrasını hepimiz biliyoruz...

 

Bu hatırlatmaları yaparken,

 

Millet İttifakı için “terörle el ele” algısı yaratmaya çalışanların dönüp bir arkalarına bakmalarını istedim…

 

Millet İttifakı’nı teröristlerle yan yana gösterme çabasında olanların, geçmişte seçim kazanmak için neler yaptıklarını hatırlatmak istedim…

 

Bunlar yüzlerine vurulunca,

 

“Canım bunlar eskidendi, dün dünde kaldı, günümüze bakalım” türünden savunma yapıyorlar…

 

Peki, dün dünde kaldıysa;

 

Abdullah Öcalan’ın mektubunu televizyonlarda okutmayı nereye koyacağız.

 

Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkarıp, oy istemeyi?

 

Ya Binali Yıldırım’ın Diyarbakır’daki Kürdistan söylemini?  

Öyle anlaşıyor ki,  koltuklarını korumak, dolayısıyla Millet İttifakı’nı gözden düşürmek istiyorlar...

 

Terörle, PKK ile irtibatını kesmiş, Kürt halkının sempatisini arkasına almış  Demirtaş’tan hiç hazzetmiyorlar.  

 

Kürtlerin Millet İttifakı’nı desteklemesi kabus gibi bir şey onlar için...

 

Bu yüzden ülkemizde barış ve kardeşliğin hakim olması, kanın durması için Selahattin Demirtaş’ın çıkışı önemlidir…

 

Kamuoyu yoklamalarına göre oylarının artışa geçtiği bilinen İyi Parti ve lideri Meral Akşener’in, kendilerine uzatılan bu barış elini geri çevirmemesini, ülkemizin geleceği için önemli görüyorum.

 

Unutmayalım ki, evimizin kapısını çalan düşmanımız dahi olsa, bu, “pişmanım”, “özür diliyorum”, “sen haklıydın”, ”gel barışalım” anlamına gelir…   

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum