CEVDET  SUNAY  MÜZESİ SAHİPSİZ Mİ? 

Türkiye Cumhuriyetinin 5.cumhurbaşkanı.

Genelkurmay başkanı

Filistin Cephesinde Kudüs’te İngilizlere karşı savaştı.

Mısır'da iki yıl esir kaldı.

Esaretten kurtulur kurtulmaz Kurtuluş Savaşında cephede görev aldı.

Senatör.

Üç çocuk babası.

Eğitim gören gençlere yardımcı olsun diye kurulan Çaykaralılar Cemiyeti kurucusu.Bu cemiyet daha sonra Çaykaralılar Vakfına dönüşmüştür.

1900 Ataköy/Şerah doğumlu.

1966/1973 yılları arası Türkiye'nin 5.cumhurbaşkanı...

1982 yılında vefat etti.Ankara Devlet  mezarlığında ebedi istiratgahında...

Çaykara Ataköy doğumlu Türkiye Cumhuriyetinin 5.cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın anısını yaşatmak adına doğduğu köyde bir müze kurulması gündeme geldi.

Yapılan araştırmalar sonucunda yıkılmış, oturulamayacak, içine girilemeyecek bir şekilde Ataköy'de doğduğu ev olarak belirlenen fakat terk edilmiş  vaziyette duran harabe evin restore edilmesine karar verildi.

Merhum eski Çalışma Bakanlarından Ali Rıza Uzuner ve arkadaşlarının gayretleri ile Başbakanlık fonundan çıkartılan ödenekle  bina restore edildi ve yeniden ortaya çıktı.

Cevdet Sunay'ın kitapları şahsi eşyaları ve anılarını yansıtan malzemelerle donatılan müze 2001 yılında hizmete açıldı. Törende o zamanın Adalet  bakanı Hikmet Sami Türk, Vali Adil Yazar, Cevdet Sunay'ın yaveri Baha Özbilen ve oğlu Argun Sunay da hazır bulundu.

Müzenin açılış, restorasyon, teşhir tanziminde Kültür Müdürlüğü önemli çalışmalarda bulundu.

Müze açıldıktan sonra il özel idarece görevlendirilen personel uzun zaman orada görev yaptı.

Bir ara müzenin bulunduğu alanın sahipliği adına akrabalarından açılan dava sonucunda  söz konusu alan kamulaştırılıp sorun çözüldü.

Son yıllarda müzenin hangi kurum tarafından sahiplenildiği belli olmazken, Çaykara Kaymakamlığı ve Belediyesi'nin de sahip çıkmaması ile maalesef müze ziyarete kapandı.

Bakımsız ve kendi haline bırakılan  bina kaderine terk edildi.

Trabzon neden değerlerine sahip çıkmaz?

Ortada restoresi özenle yapılmış bir geleneksel Karadeniz evi var.

Türkiye Cumhuriyeti'nin 5.cumhurbaşkanının hatıraları o binada.

Bina bu haliyle devam edemez.

Bir an evvel sorun çözülüp müze sahiplenilmeli. Tekrar fonksiyonel hale getirilmelidir.

Çok mu Ataköy'de ikamet eden birini orada görevlendirip müzeye sahip çıkılması.

Çaykaralılar vefalı insanlardır.

Bu durumu çözerler.

Trabzon  kaç tane cumhurbaşkanı çıkarmış ki...

************

AH ŞU DEFİNECİLER BİR HAYAL UĞRUNA ÖMÜR TÜKETENLER

Defineciler enteresan insanlardır...Sayıları az da değildir.Yöntemleri bölgeye göre değişir. Diyelim Ege'de antik kentler  gözde yerleri ise Karadeniz'de mübadele ile Yunanistan'a göçen Rumların eski arazi ve evleri ya da çevrelerine yoğunlaşırlar. Bazen öyle gözleri kararır ki mezarlıklar kaya dipleri şehrin en işlek sokakları hatta ibadethaneler bile hedefleri olabilir. Ellerinde her zaman bir belge(!) de vardır. Çoğu zaman da Anadolu’dan göçenlerin torunlarına dedelerinden yüklü miktarda altın kaldıklarını iddia eden kişilerdir kaynakları(!)...
Hep bir gizem ve hep bir inanmışlık vardır sözlerinde. Hikâyeleri etkileyici ve tarihsel (!) olaylara dayalıdır.
Görev yaptığım yıllarda "defineci"lerle çok muhatap olduk.
Yasal izin almak için gelen defineciler "tamam bu sefer bulduk... devlet de kazanacak biz de" modundaydılar.
Definecilerle ilgili yaşadığım bir anı aklıma geldikçe hem düşünür hem de gülerim...
Bir gün yaşı 70'i geçmiş hırpani kılıklı biraz  da sağlık sorunları olduğu her halinden belli heyecanlı biri odaya girdi.
Çarçabuk ayakta masanın karşısında durarak, "işimiz çok acele hemen izni almalıyız ne olur bize yardım edin müdür bey..." der.
Ayakta durmakta sanki zorlanıyordu zayıf çelimsiz adam.
Amca dur bir hele otur, soluklan, demeye kalmadan ama işimiz çok daha diğer yerlere de gidip izin almam gerekir der. Ben biraz sohbet etmek maksadıyla  kendisine çay söyledim.

Meğerse hayatını  bu işe adamış.
Çok paralar harcamış ama şimdiye  kadar da bir şey bulamamış.
Biraz rahatladıktan sonra, "Amca bak yaşın  ilerlemiş. Sağlık sorunların var. Çok ta para harcamışsın  bir şey de bulamamışsın. Zaten ben bu define işinde bir şey bulana da rastlamadım. Gel vazgeç bu işten.Ben sana izin vermeyeceğim." dedim.
Cümlemin sonunda o yaşlı amca yere düşüp bayılmasın mı?
Zor bela ayıltıp biraz dinlenmesini  sağladıktan sonra tamam sen dilekçeni bırak biz bakarız yönetmeliğe göre seni yönlendiririz deyip biraz da düşünmesi için zaman kazanmak üzere kendisini gönderdik.
Sabah işe geldim.
Odama geçeceğim bir de ne göreyim dünkü  amca yanında iki kişi ile sekreterlik odasında beni bekliyor, dilekçesinin sürecini takip için.
Yanında bulunan iki kişi içeri girer.
"Müdür bey biz yeğenleriyiz sabaha  kadar uyumadı. Morali çok bozuk arama iznini alamazsa daha fena olacak sen bilirsin" tarzında konuşup biraz da dünkü bayılma sahnesi gözümün önüne gelince daha da üstelemedim.
Gereken yerlere dilekçesini  gönderip izin raporları için muameleyi başlattık.
Sonuç mu?
Yine hayal kırıklığı...
Yine "hazine" bulunamadı.
O yaşlı amcanın hayalî bir  dahaki kazıya kaldı...
Ama olan bana oldu yaşlı amcanın iyiliği için kendisini uyarıyorken nerdeyse elim bir olaya şahit olacaktık. O korku da bize yetti.

************

DOLMUŞTA DEĞİŞİMİN SUYUNUN SUYU!

Önce 17+1 dendi.

Sonra 12+1oldu

Önce.  0/3 yaş dendi

Sonra  0+6 oldu

Önce orijinal engelli rampası da olacak dendi...

Şimdi çakma engelli rampa ekleme çalışmalarına başlandı.

Önce hemen değişim başlayıp bitecekti...

Şimdi 2021 Mart’a ertelendi... Bu pandemi sürerse daha da ertelenecek gibi görünüyor...

Olmadı...

Olamadı...

Artık insanlar birçoğunun  trafikten kalkması gereken her türlü modernizasyondan uzak dolmuşlarda seyahat etmek istemiyor/du...

Trabzon'da bir konu çok tartışılıyorsa anlayın ki ya iş yarım kalacak ya da yapılmayacaktır.

Dolmuş minibüsü orijinalinde olmayan engelli rampasını ilaveten aracına taktıracak.

Sonra da istenen özellikleri yerine getirdik denilecek.

Ya trafik kanunu.

Bir de işin TÜVİK kısmı var.

Vatandaşın en ufak eksiğini görüp aracını geri çevirdiği muayene istasyonu bu ilâveye göz yumsun diye de görüşmeler yapılıyormuş.

Artık bu işin uzaması gittikçe sulandırılması  ne dolmuş esnafına ne de yolcuya bir yarar sağlamaz.

Dünyayı yeniden keşfetmeye de gerek yok.

İşin belediye tarafı da var.

Uzamasın.

Modern taşımacılığa bir an evvel bu kentin kavuşması gerekiyor.

Dolmuşçular kendi açısından haklı olabilir.

İsteklerinin karşılanmasını isteyebilirler...

Ama bu kentin bir de halkı var.

Halka sormak nedense hiç kimsenin aklına gelmiyor...

Sahi halkımız bu konuda ne diyor...

İsterseniz eski sistemde devam etsin...

Engelli rampası mı?

Onu dolmuşçular önceden halletmişti zaten...

Fotoğrafa bakın...

Hem de bordo mavi askılıklarla...

Ne çözüm ama değil mi?

Çok uzadı bu iş.

Uzadıkça da sulandı...

*****************

ÖĞRETMEN HAYATI ÖĞRETENDİR

Öğretmen mi?
Siz okulu bitirip
Gidersiniz
O hep okuldadır.
Emekli olana kadar
Bayrağı direğe çeker
İstiklâl marşını okur, okutur.
Sınıftadır
İdarededir,
Veliyledir.
Öğrenci, ailesinden çok
Onunladır.
Okulda ders anlatır
Evinde dersine hazırlanır
40 yıl kölelik istemez ama 29 harfle 40'ı çarptığımızda kendisine ne kadar minnetkar olduğumuzu biz biliriz.
Ve biz yine biliriz ki, öğretmenler toplumun ışıklarıdır.
Bazen dağ başında tüten bir baca,
Karanlıkta bir fener,
Kalabalıklarda yol gösteren, çıkmaz sokaklardan geri döndürendir.

Bakmayın siz yok iki ay tatilleri vardır sözlerine.
O kadar da yoktur da, O iki aylık tatilde çocukların okulları bir an önce açılsa da kafamızı dinlesek diyenleri de biliriz.
Çok sendikaları vardır.
Kimi iktidar yanlısı kimi muhalif diye adlandırılırlar... Ama gel gör ki ekonomik sorunları halen çözülmüş değildir.
3600 dört rakamdan oluşmuş bir sayı değildir onlar için.
3600 çalışırken çok  değil de emekli olduğunda biraz nefes almanın "gösterge "sidir...
Haydi, tüm sendikalar gelin birlik olun.
Önce öğretmenlerin meslek yasasını çıkartın.
3600 ek göstergeyi de çok gecikti deyip bir an önce hayata geçirin.

Öğretmenler Günü Kutlu Olsun...

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar