BOĞULURSUN

Dinde farzlar, Allah’ın kesin olarak yapmamızı istediği şeylerdir.

Sünnet ise; Hz Muhammet’in koyduğu kurallar ve Müslümanlara gösterdiği yoldur.

Ben size bu yazımda yanlış anlaşılmazsa, siyasette yapılması şart olan ve yapılmaması gereken kurallardan bahsedeceğim.

Tıpkı İslamiyet’te peygamber efendimizin yaptıkları gibi, Genel Başkanın istekleri de yapılması esas gereken konuların, önüne geçer.

Her siyasi liderin kendine özgü bir takım alışkanlıkları vardır. Siyasi liderlerin yaptıkları onlara hayran olanlar tarafından yapılması gereken şeyler değildir.  Mesela Sayın Cumhurbaşkanımızın meşhur kareli ceketinden herkes giymek zorunda değildir. Ya da Bahçeli’nin eski araba koleksiyonuna karşı onun izinden gidenlerin de araba koleksiyonu yapması komiktir. Ya da Akşener’in tülbent toplaması eline kına yakması karşısında, kadınların onun izinden gitmesi ve ojeli tırnakların avuç içine kına konulması ise bu işin mekruhu olsa gerek, hatta CHP’nin Kılıçdaroğlu’nun memleketi  Tuncelililer tarafından zapt edilmesi gibi.

Siyasette Milliyetçi Hareket Partisinde, MHP’lilerin Ülkücülere daha sempatik bakması  da dindeki gibi HZ Muhammed’in koyduğu kurallar misali siyasette de sözü geçenlerin koyduğu kurallar olsa gerek. Olmayanları arada hoş karşılasalar bile, esas mevzu Ülkücülüktür.

Ya da siyasi partilerin hepsinin son zamanlarda türbanlı aday çıkarması. Bu aslında bir pozitif ayrımcılıktır, ama bir nevi genel gidişatın koyduğu kurallara da riayettir.

Her ihalenin yandaşa verilmesi meselesi de tıpkı zekatın önce kendine yakın insanlara pay edilmesi mevzuu gibi algılanabilir.

Yani kimsenin farzı yapma derdi yok, fakat herkes sünnetin derdine düşmüş.

Siyasi Partilerin liderin delegenin hür iradesi ile bir aday belirlemesine olumlu bakması söz konusu olamaz. Bu siyasette esas yapılması gerekenlerin  dışına çıkmaktır.

Tüzükte yazılanlar sadece tüzükte kalıyor. Siyasi liderin iradesi doğrultusunda ve yorumlaması dışında (birkaç Genel Başkan Yardımcısı da buna dahildir) kimse bir şey yapamıyor. Lider bildiğini okuyor arada hak, hukuk diye sesler çıksa da onlarda bir süre sonra sistemin dışına atılıyor. İnancımıza aykırısın diye.

Tıpkı Kuran’ı Kerimde yazılanları, isteyenin istediği gibi yorumlaması misali. Hadislerle ya da menkıbelerle  iş gören tarikatlar gibi.

Birileri kural koyuyor ve koşulsuz itaat istiyor. Sonra başkası geliyor başka kurallar ve itaat.

Ülkemize özgü hoyratça altüst edilen değerler ve toplumsal bakış açıları, ışık hızıyla değişen teknoloji ve algılar dünyasında siyasetçinin kendi siyasetini yapması tamamen kendi etik değerleriyle oluveriyor. Siyasetin değerleri çok da fazla itibar görmüyor.

Kendi yorum ve söylemleriyle iş yürüyor.

PEKİ!

Siyasetin  kesin kuralları nelerdir?  Ya da neler olmalıdır?

Demokrasi, eşitlik, hak ve hukuk, emanetlerin korunması, Türk-Kürt, Suni- Alevi, Dindar-Laik ayırımı yapılmadan kategorileştirmemek, öngörü, gerçeklik ve dürüstlük, şeffaflık, adalet ve vicdan, halkın sesi, uzlaşmacı olmak…

Bu ülkeyi yönetenler ya da yönetmeye talip olanlarda bu özelliklerin bir çoğunun olmadığını düşünüyorsanız o zaman  “onlar gibi olmaya çalışmak” yerine ayrıştırmadan en doğruyu enine boyuna düşünüp öyle karar verin. Politikayı yeniden inşa etmek için sanırım yeni bir dile ihtiyacımız var.   Politikaların değişmesi lazım. Sosyalizm,liberalizm,otorite, sömürge  vs gibi kelimeler yarına ait kelimeler değil düne ait kelimeleridir. Çeşitlilikten bahsetmeliyiz. Bendensin, değilsin dünde kaldı.Toplumda herkesin eşit fırsatlara sahip olması lazım…

Tıpkı Tarkan’ın sözlerinde ki gibi “Başkası olma kendin ol.”  Biz hep aynı nakaratları dinledik. Sadece öğeleri değişik.

Siyaset yalan, dolan kandırmaca değildir. Bir sanattır. Bir felsefedir. Bir görevdir. Siyasetçi makam mevki sahibi olmak için değil, halka hizmet için var olmalıdır. Bu siyasetin ana kuralıdır.

Sadece kendini ve çevresini değil, tüm toplumun kurallarını gözetmelidir. Siyasetçinin egosu olmamalıdır. Sade ve dürüst olmalıdır. Şeffaf olmalı öyle her kese evet diyen yanar döner olmamalıdır. Hizmet için varlığını hissettiren olmalıdır…

Kendi mecrasında akan suyun yolunu kazanç uğruna doğal yollarla keserseniz ne olur? Sel olur. Trabzon, Ordu, Giresun, Rize’de olduğu gibi.

Siyaseten de yıllarca toplumları yalnızca sömürü aracı olarak görürseniz tıpkı o sel gibi, gün gelir halk “Benden aldıklarını geri ver” der.

Sürekli evrenin sırlarını çözüyormuş edasıyla insanlara  söz söyletmeyenlere derim ki “Bizim ki bu evrende sadece kulluk yolu.  Çok kapılma boğulursun” 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum