Bize her yer Trabzon değil!

  Geçen hafta genel hatları ile şehrimizin ulaşım sorunlarını ele almış yazımın sonunda da dünyanın bu gün ve gelecekte en büyük sorunu olarak görülen suyla ilgili düşüncemi paylaşmıştım.

   Dünyanın en kadim şehirlerinden biri olan, imparatorluklara ev sahipliği yapan, Fatih’in “Trabzon’u almadıkça İstanbul’un fethini tamamlamış olmayız” diyecek kadar önemsediği Trabzon şehrine günümüzün idarecileri nasıl bakıyor.

   Ülkemizde Trabzon gibi tarihi dokuya sahip bazı şehirler imar bakımından şehirlerin tarihi dokularına dokunmamak için kentlerini eski ve yeni diye adlandırarak iki bölümde ele alıyor. Bir yandan gelişim ihtiyacını karşılayacak alt ve üst yapıları ile teknolojik gelişimlere açık yaşam alanlarını vatandaşın hizmetine sunarken diğer yandan da tarihi dokuyu sonuna kadar koruyarak gelecek nesillere aktarma çabası içinde.

   Bizde ise arabesk anlayış maalesef imar uygulamalarında da kendini gösteriyor. Gelişen nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için karma bir imar anlayışı içinde yeni ve tarihi yapılar iç içe ve maalesef her iki bakımdan da yetersiz.

   Dolgu alanları ile yıllarca çöp gömdüğümüz kıyı şeridimiz sahil şehrine yakışmayacak şekilde denizden kopuk ve her geçen gün uzaklaşmakta.

   Her gelen yönetimin kendinden öncekini suçlayarak başladığı görev süresi maalesef uzun zamandır kendinden sonrakilere daha büyük sorunlar ve daha büyük borçlar bırakarak gitmesine tanık oluyoruz.

   Başlarken enine boyuna her konuyu irdeleyerek yazmaya niyetlendiğim bu köşe yazılarımı bu hafta korona (Covid19) salgın haritası ile karşılaşınca aslında vaz geçtim.

   Zira bana göre taşı toprağı konuşmadan önce mantaliteyi konuşmalıyız. Şehir anlayışımız ne ve nasıl olmalı?

   Geçmişi kültür ve sanat adamlarıyladolu,ilimin her alanında öne çıkmış kişiler yetiştirmiş bu şehir neden bu hale geldi.

    Yıllar önce onlarca konsolosluğun yer aldığı bu ticaret ve kültür merkezi şehir neden bu derece tek düze ve yobaz bir şehir haline döndü.

     Kendimde bir köy çocuğu olmama rağmen üzülerek söylüyorum ki, “kırsal kalkınmayı yapılandırmak yerine şehirlerimizi köyleştirdik.”

    Eğitimli, kültür alt yapısını tamamlamış insanlarımızı göç verirken yerine köylerimizden önceliğinde kültür, sanat ve spor olmayan köylü nüfusu şehirlere taşıdık.

   Önceliklerinde barınma, beslenme ve gelecek kaygısı taşıyan bu kesim doğal olarak birinci önceliklerine odaklanarak bu şehrin tarih, kültür, sanat ve spor gibi alanlarına duyarlılık göstermediler.

   Para merkezli bir hayatın kölesi olmaktan ileri gidemedik. Maalesef bu anlayış bugünde geçerliliğini korumaktadır.

    Dejenerasyonun geldiği boyutu anlatacak en güzel cümle belki de “bize her yer Trabzon” cümlesidir. Değerli olan, kıymeti artan şeyler nadir olanlardır. Aslında biz bize her yer Trabzon diyerek Trabzon’umuzu sıradanlaştırdık.

    Dünyaya nam salmış horonumuz varken önceliğimize kolbastıyı aldık, horon gibi bir markayı unutup kolbastıyı marka yapmaya çalıştık ve çalışıyoruz. 

    Bizden olanı, bizim olanı hor gördük ve görüyoruz. Dışardan geleni makbul tutup saygıda kusur etmezken bizim olanı itibarsızlaştırmak için her yolu deniyoruz.

    Korona salgınında ülke birincisi olduk; yıllardır futbolda, eğitimde, kültürde, sanatta, ticarette yapamadığımız bir dereceyi hastalıkta yakaladık.

    Gece gündüz onunla yatıp kalktığımız Trabzonspor’umuzu da ne sahiplenebildik ne de koruyabildik.

   Kısacası hiçbir değerimize sahip çıkmadık, çıkamadık. Kafalarımızı değişmediğimiz sürece de düzelmemiz mümkün değil.

    Bize her yer Trabzon değil. Trabzon bir tane ve elimizden kayıp gidiyor.

 Önce düşüncelerimizi değiştirelim sonra yolunu da, suyunu da, imarını da yaparız evvel Allah…

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum