Artuklu, Dara, Göbeklitepe,  Zeugma yolunda

Artuklu, Dara, Göbeklitepe, Zeugma yolunda

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti üyesi arkadaşlardan oluşan on yedi kişilik bir grupla Tunceli, Diyarbakır, Mardin, Urfa ve Gaziantep illerine özel bir gezi düzenlendi.

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulunca, İçişleri Bakanlığı'na sunulan "Güneydoğu'nun Kadim Şehirlerini Tanıyoruz, Tarihini Öğreniyoruz" adlı proje, onaylanmış ve cemiyetimizce oluşturulan bir liste ile 17 Ağustos 2020 pazartesi günü saat dokuzda yola çıkma kararı alınmıştı.

Güneydoğu bölgemizi oluşturan tarihi kentleri görmek, yeni dostluklar edinmek heyecan verici. Özellikle de ziyaret edeceğimiz kentlerin tarihi, kültürü yaşam biçimi, insan yapısıyla gerçekten zengin bir mozaik oluşturuyor olması, heyecanımızı daha da artırıyordu.diyarbakir-kalesindeki.jpg

Gezi ekibimiz: Ersen Küçük, Hakan Yoloğlu, İsmail Fandaklı, İsmail Topal, Aykan Kıyak, Gültekin Sadıkoğlu, Selahattin Özcan, Rabia Malloğlu, Elif Çavuş, Aslan Kar, Birol Sancak, Selahattin Aydınlı, Mustafa Kul, Halil İbrahim İleli, Cemil Bıyıklı, Nagihan Demir, Yahya Karabina, Nihat Yılmaz, Enes Yılmaz ile şoförlerimiz: Sebahittin Kurbetli, Coşkun Gedikli ve yardımcıları Hasan Turgut.

Sabahın erken saatlerinde Gazeteciler Cemiyeti önünde toplandığımızda, hava oldukça sıkıcıydı; nem oranı yüksek, yağmur ha yağdı, ha yağacak türdendi. Maçka'yı geçip Zigana Dağı'na tırmandıkça artan sisle birlikte görüş mesafesinin azalması, kuşkularımızı daha da artırmıştı. Yolculuğumuzun ilk molasını kahvaltı için Zigana İvme Otel - Restaurant'ta verdiğimizde, inanın ekipteki hemen herkes kazak - mont aranmaya başladı!.. Bu olumsuz hava çok fazla uzun sürmedi; Zigana Dağı'nın son tünelini geçip, Torul vadisine doğru yol aldıkça ağustos ayında olduğumuzu yeniden anımsadık.

Geçtiğimiz her vadide HES'lerin tutsağındaki derelerin susuzluğuna yeniden tanık olmanın üzüntüsü yaşadık. Mevsim sonu olduğu için, Kelkit bahçelerinin sessizliğine tanık olduktan sonra yolumuza devam ediyoruz. Ne zaman Erzincan'a gitsem, annemi anımsarım. Büyük Erzincan depremi yaşandığında annem, Samsun'da yaşıyormuş. Deprem sonrası Erzincan'a gittiği için, o acı günleri yıllar yılı annemden dinlemişimdir.diyarbakir-ulucami.jpg

Terörle inim inim inleyen Pülümür Vadisi, oldukça sessizdi. Eski Of kaymakamı, şimdilerde Ordu Valisi Tuncay Sonel'in, Tunceli Valiliği döneminde vadi tepelerine yapılan gözetleme kuleleri işe yaramış, doyumsuz güzellikleriyle saklı bir cennet gibi duran Pülümür Vadisi terör belasından kurtulmuş. Konaklama tesislerinin yeniden açılması, dere kenarlarında oluşturulan irili ufaklı havuz ve yüzme alanları ile kamp yerlerini görmek kafilemizi sevindirdi.

Öğle yemeği için biraz gecikmeli de olsa Tunceli'deyiz. Yoldaş Fatih Mehmet Maçoğlu'nun belediye başkanlığı yaptı kente ulaştığımızda saatlerimiz 15.30'u gösteriyordu. Kent, "yeni şehir", "eski şehir" diye ikiye ayrılmış. Eski şehirde Belediye Başkanı Yoldaş Fatih'in başkanlığını yaptığı belediye binası, yeni şehirde ise valilik… Her ikisini birbirinden ayıran Munzur Çayı… Yemek için konakladığımız Marina Restaurant, tam da Munzur Çayı kenarında… Ovacık - Keban Barajı arasında, buz gibi suları taşıyan Munzur Çayı'nın geçiş noktasını oluşturan gölün boş olduğunu görmek, bizleri şaşırttı. Uzun süre önce kaybolan bir genç kızın cesedine henüz ulaşılamamış. Mahkeme kararıyla göldeki suyun tamamen boşaltılması gündeme gelmiş. Biz Tunceli'deyken, genç kızın cesedine henüz ulaşılamamıştı. Genç kızın başına gelenlerin bize anlatılmasından sonra kafilemizin keyfi oldukça kaçtı, yemek yerken inanın boğazımız düğümlendi.kasimiye-medresesi.jpg

Diyarbakır'a doğru yol alırken, güzergahımızdaki tanıklıklarımız, giderek artan sıcaklıkla kavrulmuş topraklar; insanımızın tarım alanlarındaki büyük çabasını izlerken, Kızılcık - Elmalık yerleşim birimlerini geçiyoruz. Her iki yerleşim yerinde de yol kenarlarındaki leylek yuvalarını daha yakından görmek için, şoförümüz biraz daha yavaş giderek, seyrimizi doyumsuz hale getiriyor. Yavruları neredeyse kanatlanarak uçma aşamasına gelmiş, belli ki pek yakında yolculuk var.

Keban Barajı kıyısından Elazığ'a doğru yol alıyoruz. Hazar Gölü çevresinden geçerken güneş, son öpücüğünü dağların tepelerine konduruyordu. Bir balıkçı teknesi, gölün yüzeyindeki güneşin ışık hüzmelerinde kayboluyordu adeta… Saatlerimiz 20.30'u gösteriyor ama, hava sıcaklığı alışık olmadığımız biçimde otuz ikiyi gösterirken, Ergani'ye varıyoruz. Kısa bir süre sonra Diyarbakır'ın ışıkları belli belirsiz ta uzaklardan göz kırpıyor. Kente yaklaştıkça, Diyarbakırlı Ahmet Arif'in birkaç mısrasını anımsıyorum… Saat 21.10'da konaklayacağımız otele varıyoruz.

 

DİYARBAKIR

Kente vardığımızda doğruca konaklayacağımız Prestice Hotel'e gidiyoruz. Eşyalarımızı bıraktıktan sonra birkaç saatliğine de olsa serbest kalan kafilemiz, Diyarbakır sokaklarına dağılıyor. Gece yarısı otele döndüğümüzde hava sıcaklığı otuz üç dereceydi.

İki saatlik uyku ile sabah kalkıp lobiye indiğimizde, kalan seyahatimiz süresince bize rehberlik edecek olan emekli öğretmen Murad Sümbül, kafilemizi otelin kapısında karşıladı. Planlandığı gibi sabah kahvaltısı için Hasan Paşa Hanı'na gidiyoruz. Otantik bir yapısı olan handa, FIRIN-Ci Yeni Nesil Diyarbakır Mutfağı'nda leziz yöresel çeşitlerden oluşan özel bir kahvaltı yapıyoruz. Mekanın sahibi ve çalışanların yakın ilgisi, sıcaklığı, konukseverliği umduğumuzdan da fazlaydı.mardin-in-tarihi-evleri.jpg

Yirmi yıldır rehberlik yapan Murad Sümbül'ün eşliğinde, Diyarbakır'ın bütün tarihi yapılarını gezme ve bilgi edinme olanağımız oldu. Kale içindeki saray ve diğer tarihi yapılar tamamen onarılmış. 12 Eylül darbesi sonrası tutuklananların işkence gördüğü sur içindeki tarihi yapı, müzeye dönüştürülmüş. Saat on üçü gösterdiğinde, Diyarbakır'a veda hazırlığımız başladı. Dicle kıyısına vardığımızda On Gözlü Köprü'de kısa bir mola vermemizi öneriyor rehberimiz. Köprü üzerinden birkaç fotoğraf çektikten sonra yeniden hareket etmek için otobüsümüze doğru yol alırken, Halil İbrahim İleli'nin telefonu çaldı. Trabzon'dan aranıyordu; amcası kalp krizi sonucu ölmüş. Yaklaşık on gün içerisinde ikinci amcasının ölüm haberi bizim Halil İbrahim'i oldukça üzdü, kafilemizin de neşesi kaçtı. Tur yöneticimiz Nihat Yılmaz'ın birkaç telefon görüşmesinden sonra Halil'i Diyarbakır - İstanbul güzergahından Trabzon'a yetiştirmenin yolunu bulunuyor, böylece kafilemizden bir kişi eksiliyor. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra Kasımiye Medresesi'ni ziyaret ediyoruz. Artuklular döneminde (13. yy) yapımına başlanan medrese inşaatı, Timur yönetimindeki Moğol akınları nedeniyle yarım kalmış, 15. yüzyılın sonlarında Akkoyunlu Sultanı Kasım İbn Cihangir döneminde tamamlanmış (1457 - 1502). Mardin il merkezinin güneybatısında, Mezopotamya ovasına hakim bir cephede kurulmuş olan medrese, Mardin'in en güzel taş yapı örneklerinden biri.

 

ARTUKLU / MARDİN

Saatlerimiz 14.40'ı gösterirken, dağın yamaçlarını süsleyen tarihi Mardin kenti dışında, dağın eteklerindeki verimli Mezopotamya vadisi kıyısında kurulan yeni Mardin (Artuklu)'deki beton yığınları oldukça can sıkıcıydı. İyi ki de eski Mardin, yenisinin gölgesinde değil de, dağın yamacında kurulmuş; böylelikle tarihi güzellikler beton yığınlarının gölgesinde kalmamış.

Geceyi geçireceğimiz eski Mardin'in tarihi konaklarından Artuklu Kervansarayı'na gittiğimizde, hayranlığımızı gizleyemiyoruz. Konaklayacağız otel, yaklaşık yedi yüz elli yıl önce yapılmış bir han.  Artuklu Kervansarayı, daha sonraki dönemlerde farklı amaçlarla kullanılmış, son olarak otele dönüştürülmüş. Odalarımıza çıkıp eşyalarımızı bıraktıktan sonra otelin çatısına çıkıp bir süre Mezopotamya Ovası'nı izledik. Kısa bir dinlencenin ardından rehberimiz Murad Sümbül'ün önderliğinde eski Mardin'in bütün tarihi sokaklarını gezdik. Akşam yemeği yeni Mardin'deydi, yöre yemeklerinden oluşan bir mönü ile kafilemizi ağırladılar. Yemek sonrası yine sokaklardayız. Konakladığımız otele çok yakın bir mekana gidiyoruz kafile olarak. Sıra geceleri eksik olmuyor o coğrafyada. Müzisyen Sadullah Milon'un sesinden Anadolu ezgileri dinledik. Sürekli kafilemize atıfta bulunarak türküler söyleyen Sadullah Milon, gece boyunca bizden istek almayı da ihmal etmedi. Kürtçe bir uzun hava isteğimizin ardından Karadeniz çiftetellisiyle kafilemizdeki gençleri coşturdu. Mekandaki diğer konukların katılımıyla eğlenceli bir akşam geçirdik. Son bir horonla geceyi noktalarken, kısa bir konuşma yapıp, mekan sahibine, müzisyen ve konuklarına teşekkür edip, ayrıldık.

Bizleri büyüleyen eski Mardin'i unutup, bir türlü odalarımıza çekilemedik; çatı katına çıkarak çay kahve molasıyla Artuklu'yu konuşurken, Mezopotamya Vadisi'nin ışıklar altındaki ihtişamını bir süre daha izledik.

Sabah kahvaltısından sonra hiç zaman kaybetmeden rehberimizin önderliğinde Mardin Eski Kale'ye çıkıyoruz. Kale civarındaki seyir terasından Mezopotamya Ovası'na bakarken, Nazım Hikmet'in birkaç dizesi geçiyor usumdan… Eski Kale'nin çok yakınındaki, Hıristiyanlığın merkezi olduğu söylenen Deyrulzafaran Manastırı'na geçiyoruz. Kapıları kapalı olduğu iç mekanlarını gezemedik, dışarıdan fotoğraflar çektikten sonra ayrıldık. Yeniden Artuklu'nun sokaklarına dönüyor ve iki saatlik bir serbest alış veriş zamanımız oluyoruz.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.