ARTIK ÖLSEM NE GAM!

9 Eylül 1922 bir Milletin küllerinden dirilişinin tarihidir. Yedi düvel düşmanla birçok cephede göğüs göğse savaşmanın ve kazanmanın sonucunda Emperyalistler bir daha dönmemek üzere geri gönderilmiştir.

Zafer tabii ki topyekûn mücadeleyle kazanılmıştır. Kaçanları ayrı tutarak ve lanetleyerek, Mustafa Kemal’e inanmakla yeni bir Ulus yaratılmasını sağlayan Aziz Şehitlerimizi rahmet ve şükranla anıyorum. İşgalin başından ve sonundan olmak üzere iki önemli Şahsiyetimizi saygıyla anarak hatırlatacağım.

Yunanlıların 15 Mayıs 1919 Perşembe günü, Rumların ‘’Zito’’ naraları arasında İzmir’e çıkmaları Türk tarihinin en acı olaylarından biridir. Ertesi gün ise M. Kemal Samsun’ a yola çıkacak ve bu zulmü yaklaşık 3,5 yıl sonra sonlandıracaktır.

O günlerdeki siyasi durumu Amerikan Komiseri, Dışişleri Bakanına’’Kentlerden Yunanlılara teslim olmaktansa, Türklerin öleceğini belirten bir yığın protesto telgrafı alıyorum’’ diye bildiriyordu.

Tehlikeyi sezen Askerlik Daire Başkanı Albay Süleyman Fethi Bey Harbiye Nazırına şu haberi gönderir.’’ Paşam, Amiral Galtrop İzmir İstihkâmlarının teslimini istedi. Halk galeyandadır, elimizdeki kuvvetlerle İzmir’i savunacağız. Ferman sizindir.’’ Tutarsız hareketleriyle bocalayan Harbiye Nazırı Şakir Paşa ‘’Amiralin talebini yerine getiriniz’’ diye onursuzca haber gönderir.

İşte Atatürk’ün Gençliğe hitabesinde;  ‘’Memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. ’ dediği zatlardan birisi budur…

Albayın daha sonra kahramanca şehit edilişini Aziz Nesin kitabında şöyle anlatır.

Yunan Subay, Albay Süleyman Fethi’ye sıra geldiğinde ‘’Zito (Yaşa) Venizelos dememesi üzerine sinirlenir ve omzundaki rütbeyi sökmek ister. Fethi Bey ‘’Onları sen takmadın ki sen sökesin’’ diye tersler.

Yunan Subay bunun üzerine sinirlenir ve emriyle Efzun eri Fethi Beyin göğsüne dayalı süngüyü ittirir. İkinci, üçüncü kez süngüleme devam eder. Ve tam 22 kez süngülenir ama Üsküdarlı Albaya ‘’Zito Venizelos’’ dedirtemezler. Fethi Bey ayaklarının dibine göllenmiş kanının üstüne düşer. Eşi Edibe Hanım ölmek üzere olan Bu yüce insanı Millet Hastanesine kaldırır, birkaç gün sonra da şehit olur.

Albayın destan yazarcasına olan bu davranışı, düşmanlarında bile hayranlık ve saygı uyandırmıştı. O nasıl bir ruh hali ki, ölüme bile meydan okurcasına direniyorsunuz…

Oysaki bütün bu aşağılamalara rağmen Mustafa Kemal savaş sonrası Yunan Başkomutanına saygı göstermekten imtina etmeyecekti.

Üsküdarlı Albayın ölüme gözünü kırpmadan giden ulvi davranışını, yaklaşık üç buçuk yıl sonra, Annesi Trabzon Maçkalı Babası Kırımlı olan Yüzbaşı Konaktaki Hükümet binasının gönderine Türk Bayrağını çekerek taçlandırıyordu.

15 Mayıs 1919 günü Kordon kana bulanmıştı, 3,5 yıl sonra aynı sahnelerin canlanacağını düşünenler yanıldılar. Bir tarafta çapulcu gibi giden Güruh ile bir tarafta düzen, disiplin içinde kısasa kısas demeden alnı dik mağrur yürüyen Süvariler.

Kordonda nal sesleri yankılanırken bir Rum çetesi içinden, Hükümet konağına ilerleyen Süvarilerin başındaki Yüzbaşı Şerafettin’e doğru bir bomba atılır ve Yüzbaşı kanlar içinde kalır. İki derin yara almasına rağmen yaralarına aldırmaz ve ‘’ Artık ölsem ne gam! İzmir’i kurtarmıştık ya! Bu şerefin öncüleri biz olmuştuk ya!’’ diye gururlanır.

Başka bir ata biner ve Hükümet Konağına ulaşıldığında yanında Konyalı Teğmen Ali Rıza(Akıncı) ve Teğmen Hamdi(Yurteri) Beyler olmak üzere Balkona çıkar ve Türk Bayrağını göndere çekerler. Saat: 10.30’dur ve kimisi ağlarken kimisi sevinç çığlıkları atar.

Yüzbaşı binadan girerken birisinden aldığı Bayrak ter, gözyaşı ve kendi kanına bulanmıştı, ne fark eder ki Al bayrağımız rengini ecdat kanından almıyor muydu?

Kanlı işgal 39 ay yani 1029 gün sonra son bulmuş ve geldikleri gibi gitmişlerdi.

Yüzbaşı Şerafettin’in boynundan aldığı yara daha sonra onun Parkinson hastası olmasına neden olacaktı. Eşinin vefatından sonra İstanbul’da Gureba Hastanesine yatar. Bir gazeteci ile söyleşisinde mütevazı haliyle’’ Ben Vatan borcumu herhangi bir Türk Subayı gibi yapmış bulunuyorum. Benim yaptığım nedir ki? Bir Vatan ve askerlik vazifesinden ibaret değil mi?’’

1951’de Beşiktaş’taki evinde ölür. Celalettin Algan defin zamanını şöyle yazar:           ‘’Yıllarca tevazuun gölgesinde saklanmış bu tarihi şöhretin ölümü de yaşayışı kadar sessiz ve iddiasız olmuştur. Ay yıldızlı bayrağa sarılı tabutunun arkasından giderken, Ona bu sakin cenaze merasiminde, Bayraktan daha iyi yakışan bir şey göremedim.’’

Selam olsun Albay Süleyman Fethilere, Yüzbaşı Şerafettinlere ve adsız nice Kahramanlara, bu cennet Vatan uğruna korkusuzca merminin üzerine yürüyenlere…

Vatan uğruna ‘’Artık ölsem ne gam’’ diyebilecek Kahramanlar azalıyorsa orada çözülüş ve çöküş başlıyordur. Biz de şu an durum ne acaba?

Kutlu Olsun 9 Eylül!

Sağlıcakla kalın, saygılarımla

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum