AMERİKA BİZİM OLABİLİRDİ!

Kristop Kolomb  ismini daha ilkokuldan bu yana hepimiz biliriz.amerika-bizim-1.jpg

Amerika'yı keşfeden ama keşfettiği yerin Amerika olduğunu bilemeyen maceracı kâşif gemici.

Colomb 1451’de  Cenova'da doğduğunda Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda idi.

Her Cenovalı gibi deniz ve gemi ile doğar doğmaz tanışan Kolomb daha sonraları o dönemin en önemli liman kenti olan Lizbon'a yerleşme kararı almıştı.

Lizbon'da bütün gemiciler toplanır gittikleri limanlara ve de dünyaya dair hikayelerini biraz da süsleyerek abartarak anlatıyorlardı.

Belki de dönemin önemli liman kentlerinden biri olan Trabzon'a ait masalsı öyküler de anlatılırdı. Don Kişot'un yazarı Cervantes seyyahlardan dinlediği Trabzon'a dair anlatıları masal tadında kitaplarına aktarmıştır. Hayalinde kendini Trabzon Kralı yapar şehrin pastoral güzellikleri içinde gezinir durur.

Aslında anlatılan ve en çok ilgi çeken öykü de Vikinglerin Amerika'ya Bering Boğazını kullanarak gitmeleri idi.

Böyle bir ortamda denizci olarak bulunduğu Lizbon'da yeni keşifler yapmak, kıtalara ulaşmak  için Kolomb, finansör ve gemiler bulmak üzere çalışma yürütüyordu.

Portekiz Kralına gider olumsuz cevap alır.

Arayışları sürer.

O yıllarda Türk ordusu İtalya'nın Otranto kalesini fethetmiştir.

Çizmenin tabanı artık Osmanlılılarındır.

Kolomb Akdeniz'de boy gösteren Türk gemilerini görünce, Osmanlıdan destek istemeyi aklına koyar.

Osmanlı vatandaşı olan iki papazla II.Bayezid'in huzuruna çıkar ve yapmak istediklerini anlatır.

Bu görüşme ile iki türlü rivayet vardır.amerika-bizim-2.jpg

Beyazit'in Kolomb'un yapmak istediklerini bir hayalperestin düşünceleri olarak kabul edip destek vermediği anlatılır.

Bazı kaynaklarda da  Akdeniz’de konuşlanmış olan Osmanlı gemilerinin Okyanusa dayanıklı olamayacağı fikrinin de ağır bastığı görüşü yer alır.

O yıllarda sadece Avrupa'daki 1.703.000 km2 toprağı olan bir devlet için maceraya atılmasının gerek olmadığı da düşünülebilirdi.

Bütün bunların yanısıra Fatih Sultan Mehmet'in  ani ölümü ile baş gösteren Cem Sultan/Bayezid taht kavgalarından doğan iç sıkıntılar da kıtalararası keşiflere çıkma fikrini çok ta cazip kılmayabilirdi.

Nitekim 1480 yılında fethedilen Otranto kalesinden 1481’e geri çekilmeyi gerektirecek nedenler de bu görüşe doğruluk kazandırıyordu.

Osmanlı'da bunlar olurken Kristof Kolomp  hayallerinin peşinde koşmaya devam ediyordu.

İspanyol Krallığına başvurur.

Dört yıl sonra müracaatı kabul olur ve verilen destekle yola çıkar.

1492’de Amerika kıyılarına çıkar.

Lâkin Batı Hind adalarına çıktığını sanır.

Osmanlı da Amerika'nın varlığından ancak 1517'de Yavuz Sultan Selim zamanında haberdar olur.

Bayezid, Kolomb'a destek olsaydı Amerika bizim olur muydu?

Bilmem ama ilk yerleşenler de adım gibi biliyorum bizim Karadenizliler olurdu.

Kızılderililerle iyi ilişkiler kurar  çadırdan(!) onları kurtarmak için  yaptığı inşaatlardan satar geçinir giderdiler...

Olmadı kısmet değilmiş...amerika-bizim-3.jpg

Her şey bir yana Kızılderililer kıyıma uğramamış olurdular.

Ama muhtemelen Avrupa rahat durmaz ha bire sefer düzenlerdiler Amerika’yı  almak için.

 

****************

CORONA SEN GAYBANASIN

Öyle bir mikropla ya da virüsle adı neyse mücadele ediyoruz ki bütün dengemizi alt üst etti.

Toplumsal alışcorona.jpg​​​​​​​kanlıklarınızı değiştirdi.

Geleneksel yap​​​​​​​ımıza kısıtlamalar getirdi 

Cenazelerimiz mahzun kalkıyor. 

Taziyeler, mevlitlerimi​​​​​​​z ya yapılmıyor ya da aile içinde dar bir çerçevede kaybettiklerimizi anıyor dualarımızı gönderiyoruz.

Bıraktık konu komşuyu çocuğu annesinin cenazesine gidemiyor.

Hüzünlerimiz böyle ya sevinçlerimiz? 

Düğünler kısıtlı.

Eğlenme yok.

Kalabalık yok.

Zaten düğünlere bulaşma riski dolaysıyla giden de yok.

Yaş günüydü mezuniyetti dostların bir arada sohbetiydi hepsi bitti. İnsanlar hem kendinden korkuyor hem de karşısındakinden. Olur ya bulaşma  riskine karşı samimiyet bitti.

Olması gereken bir durum belki. Ama neydi bu sıkıntı. Nerden çıktı. Neden çıktı... İlacı var mı? Aşısı bulundu mu halen muamma.

Ekonomik hayatı fazlasıyla etkiledi.

İşsizlik had safhada. 

Devlet yardımcı olmaya çalışıyor. Yeterli olmuyor. Esnaf satış yapamıyor.

Tüketim olmayınca üretim ve satışlar da istendiği gibi olamıyor.

Ya kaybettiklerimiz?

Ya sağlık çalışanları..?

Mart ayı başlarıydı bu Corona meselesi çıktığında. TV’lerde açıklanan vaka sayıları bizim için birer istatistiki bilgi gibi geliyordu.

Sonra önlemler...

Ama sıkı önlemler alındı.

Kısıtlamalar virüsün  biraz gerilemesine yol açtı.

Bu nedenle önlemler ilk sertliğine göre yumuşatıldı.

Ekonomideki daralma da yumuşamaya yol açtı.

Lâkin bugün geldiğimiz noktada yeniden iller bazında kısıtlamalar başladı.

Şehrimize de Corona sirayet edince gördük ki bu bela sanal bir durum değilmiş.

Tanıdıklarımız, komşularımız, sağlıkcılarımız, öğretmenlerimizden hastalanan ölenler olmaya başladı.

Yani çember daralıyordu.

Sen nasıl bir hastalıksın ki dün yolda görüp selamlaştığımız dostumuzun yoğun bakıma alındığını bir müddet sonra ölüm haberini alabiliyoruz.

Artık hekimler de yoruldu.

Sağlıkçılarımız hastalandı.

İnsanlığa hizmet yolunda can verdiler...

Enerjileri tükenirken aymaz, bana bir şey olmaz deyip ulu orta maskesi kolunda ortalıkta dolaşan insanların saçma sapan özgüveni ile yükleri giderek katlanarak arttı.

Bu bir salgın... Tarihte de bu tür salgınlar çok görüldü. O zamanlar da insanlar çok çaresizdi. O yıllardaki çaresizliği anlamak mümkün. Bilim o kadar gelişmemişti. Tedavi yolu ve yöntemleri bilinmiyordu. Biz zaten o dönemlere Orta Çağ diyoruz. Normal geliyordu o ölümler. Çünkü insanlık henüz tıp ilminin derinliklerine vakıf değildi?

Ya bugün? Modern çağdayız değil mi? İnsanoğlu havada karada denizlerin altında her şeye hakim.

Savaş uçakları var. Uçak inip kalkan gemileri var.

Füzeleri, atom bombaları var.

Ama gözle görülmeyen toplasan dünyadaki miktarını bir gram etmeyen Corona virüsleri de var. Ve bu virüse yenilmiş vaziyette insanlık.

Sen ne gaybana bişesin COVİT delikanlıysan çık meydana...

Bak bizim topumuz tüfeğimiz var... Yok… Öyle değil işte... İnsanlık çaresiz... İnsanlık bitkin... İnsanlık belki de biz ettik sen etme noktasında...

Evet doğaya hoyratça davrandık. 

Barışı unutup kavgaya sarıldık. Dünya sadece bizim sandık.

Diğer canlıları unuttuk.

Onlara saygı duymadık.

Çiçeği kopardık, ağacı kestik, nehirleri kirlettik, denizleri yok ettik, dağları ovaları betona çevirdik..

Hak ettik diyeceğim de çocukların yeni doğmuş bebelerin suçu neydi...

"Sen ne gaybana bişesin" Corona... 

 

**************

 

EĞİTİM Mİ SAĞLIK MI?egitim-mi.jpg

Okullar açılıyor. Biraz karmaşık bir sistemle de olsa okulların açılışı gerçekleşecek.

Öğrencilerin  hastalıktan etkilenmemek adına eğitimde uzaktan eğitim modeli benimsendi.

Özellikle İlköğretim okullarında uygulanacak sisteme göre belli yaş grubundaki öğrenciler yüz yüze eğitimden uzak tutulacak.

Sağlık her şeyin başı diyor eskiler. Sağlığın yoksa hayat çok zor geçer. Ama eğitimsizlik var ya çok beter bir şey. Cehalet bulaşıcı virüslerin yaydığı tehlikelerden çok daha acımasızca toplumu çökerten bir hastalık.

Salgının tehdit ettiği eğitim öğretim bu yıl sorunlara çok açık.

Düşünsenize sayıca  ortalama bir ülkenin nedeyse nüfusuna denk gelen öğrenci-öğretmenlerimiz her gün sınıflarda birlikte olacaklar.

Ya üniversite öğrencileri...

Okulda birlikte olmalarının yanısıra yurtlarda pansiyonlarda kalabalık gruplar halinde yaşama zorunda kalacaklar.

Okulları açmasak mı?

Bir yıl eğitim öğretime ara mı versek?

Akla gelen bu sorulara da net cevap verilemiyor.

Salgının ne zaman kontrol altına alınıp biteceği de belli değil.

Aşısı bulundu mu?

O da şüpheli.

Bugün bulunsa bile önleyici tesirinin görülmesi zaman alacak.

Türkiye aslında bulaşıcı hastalıklarda büyük başarı sağlamış bir ülkedir.

Kızamık, çiçek, boğmaca, tifüs, verem vb. hastalıkları kontrol altına almıştır.

Yıllar öncesinin yokluğunda bunu başaran ülke olarak şimdi karşımızda duran bu büyük sorunu çözmede zorlanmamalıydık.

Ne eğitimden vazgeçebiliriz.

Ne de sağlıktan.

Gereği neyse yapılıp önlemler alınarak okullarımızı öğrencilerle buluşturmalıyız.

Tabi ki sağlık çok önemli.

Lâkin cehalet de tedavisi olmayan hastalık gibidir.

Anlaşılan o ki bu yıl eğitim öğretim hayatı sıkıntılı geçecek.

Belki de okullar açılacak. Ama  problem yaşanırsa yeniden kısıtlamalar gelecek... Uzaktan yakından yüz yüze ekrandan eğitimden vazgeçemeyiz... Sağlığımızdan da.

 

 

**************

 

ARAP-İSRAİL İŞBİRLİĞİarap-israil.jpg

Bu kaçıncı ihanet. Kıbrıs meselesinde Rumların yanında ol.

Akdeniz'de  uğraşırken Yunanistan’ın destekçisi ol.

Arabistan çöllerindeki İngilizlerle işbirliklerini unutmadan yeni dünya düzeninde kartlar yeniden karılırken yine Türklerin karşısında ol.

Halbuki o Türkler yüzyıllar boyunca sırf KURAN, İslam uğruna Mekke, Medine, KABE-İ MUAZZAMA adına Haçlı seferlerine karşı binlerce şehit vererek "değmesin mabedine...

namahrem eli" diye mücadele etti.

Şimdi Yunanistan'la olan ihtilafımızda yine yanımızda yoklar.

Bıraktık  onu İsrail’le birlikte işbirliği anlaşması yapmışlar.

Nerde Müslüman kardeşliğimiz?

Bizim Müslümanlığımız ne Arap’la ne de başka milletle vücut bulmuş Müslümanlık değildir.

Allaha olan inancımız, Kuran ve Peygamberimize olan sevgimiz, İslami değerlerimiz, bizim Müslümanlığımızın mihenk taşıdır.

Arap varsın kırk tilkinin dolandırıp durduğu kafasının üstüne taktığı "Kefiye"si ile Yahudiler için özel anlam taşıyan "Kipa'"lı muhatabıyla samimi bir şekilde el sıkışsın.

Allah buna şahittir.

Gün olur kapısı çalınır Türkiye'nin.

Demek ki neymiş.

Herkes kendi çıkarına.

Hani haçlı seferleri İslam’a karşı yapılmıştı?

Hanı Kudüs vazgeçilmezimizdi?

Hani Filistin halkının çektiği eziyet?

Nerde İslam Birliği?

Nerde her platformda Türkiye karşıtı tavrını gösteren Arap Birliği?

Yoksa siz Türk’ten başka herkese dost musunuz?

 

***************

 

EYLÜLE  DAİReylule.jpg

Kaptan seyir defterine
Aylardan eylül  diye yazdı

bir sarartı var
Kıyılar  da ıssız,
Vargitler çıkmış diye de ekledi.
Bu son liman mıydı
Demir atılacak?
Var mıydı
Vakit
çok daha,

Açan güneşi

Görecek.
Kaptan dedi bir yolcu
Sen beni indir
Şöyle usulca...
Al demirini yoluna devam et
Mavilikler boyunca...
Bilirim  ben vargitler açtığında  gitmesini
Kardelenlerle de gelmesini...
Sen denizlerin kaptanı isen
Biz de  hasret kokan  dağların çocuğuyuz...
Rüzgarlar dağıttıkça sisi

Dumanı
Biliriz güneşin içimizi
Isıttığını...
Sen bir not düşedur  kaptan
Seyir defterine,
Yaşanacak daha çok günler,

Açacak çiçekler,

Isıtacak güneşler,

Aşkı tadacak,

Gönüller var diye...

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.