AK Parti'nin 3 Dönemi ve Milli Görüş

-Akademisyen Reyhan Ünal Çınar Ecdadın İcadı/AKP iktidarında Bellek Mücadelesi isimli kitabında AK Parti iktidarını dönemsel olarak kendi anlayışında yönetme gücü üzerinden 3 ayrı kategoride ele alır. 

Çınar'a göre AK Parti’nin ilk dönemi 2002-2006 yılları arasındaki dönemdir. Bu yıllar arasında AK Parti İslâmcı geçmişini unutturmak isteyen ve İslamcı anlayıştaki bir siyasetten uzaklaştığını iddia ettiği yeni halini ve böylelikle Kemalizm için bir tehdit olmadığını kanıtlayacağı kendini tanıtma dönemi geçirmiştir.

2007-2010 yılları arasındaki ikinci dönemde ise, AK Parti yükselen iktidar gücüyle Kemalizm karşısında daha eşit ama hâlâ bir öteki olmaya devam etmiştir. Kemalizm ve Batı'yla bir tanışma dönemi geçirmiştir.

2011-2020 yılları arasındaki son dönemde ise AK Parti anti-Kemalist olarak kendini kurma, ispatlama dönemi geçirmiştir. Birinci dönemde, Rum ve Ermeni azınlıklar, Kürt ya da Alevi kesimler üzerinden toplumsal travmalara eğilen ve bunu Kemalist Türkiye'nin Batılılaşma ve demokratikleşme hedefi için, yani Kemalizm'i iyileştirmek adına yaptığını iddia eden bir AKP söz konusudur. İkinci dönemde ise, Kemalizm'in iç ve dış siyaset anlayışını değiştirme fırsatını tam olarak elde edemeyen AKP, Batı'nın ve Türkiye'de kendisini Kemalist olarak görmeyen kimi kesimlerin desteğini almıştır. Böylece AKP'nin Kemalizm'in sirayet ettiği bürokratik, askerî ve yargı yapısıni değiştirme fırsatlarını sonuna kadar kullandığı ama bunun karşısında da Kemalist vesayetin e-muhtıra, kapatma davası gibi hamleleriyle de karşı karşıya kalmasıyla Kemalist vesayet ile AKP iktidarı arasında bir güç mücadelesi yaşanmıştır.

Üçüncü dönemi ise AK Parti'nin yeni Türkiye'yi, anlam borcu ve köken anlatısı bakımından Batılılaşma arzusundaki Kemalizm'den ayrıştırmaya başladığı bir dönem olarak niteleyebiliriz.  AKP'yi Kemalist vesayetin gücüyle bağlantılı olarak bu üç aşamadan ilk ikisinde karşı hafıza, vesayeti hemen hemen kontrolü altına aldığı üçüncü döneminde ise iktidar hafızası olarak kabul edebiliriz. AKP'nin bir karşı hafıza olduğu birinci ve ikinci dönem arasındaki ayrım ise, birinci döneminde Kemalist hafızanın içinde kalarak Kemalist rejimin altını oyma, ikincisinde ise Kemalist kurumsal yapıyı,  AKP'lileştirme anlamında dönüştürmesi ve Kemalizm'in dışına çıkmasıdır.

AK Parti eliti; laik, pozitivist Batılı belleği ülkenin gerçek değerlerine yabancılaşarak, belleksiz-kimliksiz bırakmakla itham ettiği öznesine, önce Pan-İslamist ardından ise, yeni bir anlayışla ülkenin gerçek değerlerine yeniden kavuşması anlamında, sahiplenilmesi gereken tek hakikat olarak Yeni Türkiye'yi “yeniden inşa etme çalışmalarına girişmiştir.

Ancak şu unutulmamalı. AKP, sermaye sahipleriyle geliştirdiği şirket devlet anlayışı sonucunda, Yeni Türkiye'nin alt yapısına oturtmak istediği Yeni Osmanlıcılığı bir pazarlama stratejisine çevirerek bir siyaset üretmiş, belli bir hedefe ilerliyor gibi sunduğu bir ambalaj olarak kullanmıştır. Bu anlamda Yeni Osmanlıcılık, AKP'nin neoliberal ekonomi şartlarında iktidarını pazarlama stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunlara ek olarak göz önünde bulundurulması gereken bir diğer nokta da AKP cephesinde özellikle son yıllarda kendi lehine bir haksız zenginleşme ve rant arayışına saplanmanın söz konusu olduğudur. Menfaatperest bir taban oluşturan AK Parti kendisi ve sermaye lehine politikalarla iktidarda kalabilmenin ve iktidarın keyfini sürebilmenin yollarını aramıştır.

Şunu özellikle belirtmek isteriz. Türkiye'nin laik,  pozitivist ve Batılı anlam ve köken anlatısını değiştirmek,  bunu kadim İslam medeniyetinin unsur ve dinamikleriyle değiştirmek hedefi AK Parti'nin değil Milli Görüş ve Saadet Partisi'nin misyonudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın laiklik ilkesine verdiği öneme ilişkin söylemleri, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve cumhuriyetin kurucu değerlerine verdiği hayati önem bunun temel göstergeleridir.

Bu da aslında Çınar'ın ortaya koyduğu şekliyle AK Parti'nin üçüncü döneminde aslında Kemalizm'den ayrıştığını ancak bu ayrışmanın özde değil sözde bir ayrışma olduğunu,  bunun gerçek bir İslamileşmeye dönüşmediğini,  gerçekte İslamcı bir yol haritası izlenmediğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Dünyevileşen,  laik kesimlerden daha aşırı seküler hayatlar süren AK Parti'nin seçmen profiline bakıldığında bu daha da net görülebilir. Bütün olan biten AK Parti açısından neoliberal düzenle uyumlu,  kapitalist sistemin işleyişine ayak uyduran hatta bu işleyişi destekleyen, sınırsız tüketimi kamçılayan,  teşvik eden bir yapıya ülkeyi ve toplumu büründürdüğüdür. Gerçek bir İslamcı ideale ve hedefe sahip olan Milli Görüş partisi Saadet'in ülke genelinde aldığı oy ise toplumun yapısının bu ideallerden ne kadar uzak yaşadığını göstermesi açısından anlamlıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.