95 YAŞINDA AMA UMUDUNU YİTİRMEK İSTEMİYOR

Bir kent düşünün… Şöyle bir haritayı önümüze koyarak düşünün ama bütün yolların kesiştiği bir kent.95-yasinda-3.jpg

Zamanında ticaret yollarının en önemli kavşağı. Gelenin de gidenin de uğrak noktası. Kimler gelip geçmedi ki... İnsanlık tarihi ile yaşıt. Roma Bizans Selçuklu Osmanlı dönemleri Trabzon’un tarihini anlatmakta yeni sayılır.

 

ENGELS'İN TRABZON 

İÇİN ÖNGÖRÜSÜ

Birbiri üstüne gelen tüm medeniyetlerin izlerini taşıyan Trabzon için bundan tam 167 yıl önce sosyalizmin fikir babası Friedrich Engels  bir Fransız gazetesinde Dünya ticaret yollarını yorumlarken Trabzon'u yine kilit noktada göstermiş.

Ve demiş ki:95-yasinda-1.jpg

"İstanbul ve özellikle Trabzon, Asya içlerine Fırat ve Dicle vadisine İran ve Türkistan'a yapılan kervan ticaretinin pazarıdır. Bu ticaret de çok hızlı artıyor.

Trabzon ticareti Rusya ve İngiltere’nin çıkarlarını iç Asya'da bir kez daha çatışma durumuna getirdiği için önemli bir siyasal hesap konusu haline geliyor./Newyork Daily Tribüne/ Başmakale/12 Nisan 1853"

Dönemin siyasetinde Trabzon vazgeçilmez bir konumda.

Diyor ki Engels İngiltere için de Rusya için de dünya ticareti için de Trabzon önemli...

      

TRABZON İÇİN 

DEMİRYOLU

KANUNU  

Cumhuriyet yeni kurulmuş.

Genç bile sayılamayacak cumhuriyetin ilk kanunlarından biri ne olmuş biliyor musunuz?

Trabzon demiryolunun yapılmasına dair.

Trabzon milletvekili Muhtar bey, mühendistir. Hicaz Demiryollarının yapımında bulunmuş, Osmanlı döneminde Demiryolları Genel Müdürlüğü yapmış. Cumhuriyetle birlikte Trabzon Mebusu ve ardından Nafia Bakanlığı (Bayındırlık Bakanlığı) görevinde bulunmuş.

TBMM'den Trabzon demiryolu için meclisten Kanun çıkartmış.

1924 yılında.30 Mart 1924/476 sayılı kanun.

Kanunun birinci maddesi aynen şöyle:

1.Madde:

"1925 senesinde inşaata başlamak üzere 1924 senesinde Trabzon'dan Erzuruma bir demiryolu ile demiryolunun Erzincan'a süreti iltisakının tayin ve maden sahalarından geçirmek şartı ile güzergahının istilâmı umumiyesinde noktai mücibesini tespit edecek araştırma icra edilir."

Genç cumhuriyet de Trabzon'un ticaretteki önemini kavramış. Bunun için de demiryolunu gündemine almış.

Eğer bu kanun maddeleri geçerli ise gelmiş geçmiş tüm hükümetler bu konuda duyarsız davranmışlar demek ki.95-yasinda-1.png

 

ATATÜRKÜN

EN BÜYÜK ARZUSU

Peki Cumhuriyetimizin kurucu lideri M.Kemal Atatürk 15 Eylül 1924 tarihinde Trabzon'u ziyaretlerinde ne diyor?

"Bu feyyaz ahalisi zeki, müteşebbis, çalışkan olan Trabzonumuzu tez zamanda dahile şimendiferlerle(demiryolu) rabtolunmuş  güzel rıhtım ve limanla teçhiz edilmiş görmek nuhbe-i amalimdir(en büyük isteğimdir"/1924/15 Eylül/Trabzon

Kanun çıkmış. Cumhurbaşkanı kurucu lider  en büyük arzusunu belirtmiş. Yıllar yılları kovalamış ama nedense bir türlü özlenen gerekli olan demiryoluna kazma bir türlü vurulamamış.

 

95 YAŞINDA

HÂLÂ UMUDU VAR

Önceki gün eski Trabzon Belediye Başkanlarımızdan Hasan Melek büyüğümüzün yanındaydık.

Yılları aşan uzun bir süre Trabzon ticaretinin içinde bulunmuş. Saygın kişiliği ile her kesim tarafından sevilmiş Hasan Melek ilerlemiş yaşına rağmen hâlâ Trabzon için neler yapabiliriz gayreti içinde.

Çaylar eşliğinde sohbetimizi yaparken HASAN MELEK büyüğümüz şöyle bir iç geçirerek 

"95 yaşındayım. Trabzon için çok büyük önem arzeden iki mühim konunun halledildiğini görmek istiyorum. DEMİRYOLU VE GÜNEY ÇEVRE YOLU..." derken çok arzulu oluşu beni heyecanlandırdı.

Bunca yaşına rağmen Trabzon’un sorunlarını dert edinişi doğrusu beni derinden etkiledi. 

Hasan Melek Trabzon Belediye Başkanlığının yanısıra Türk Eğitim Vakfı Trabzon Başkanı olarak da bu kente önemli hizmetleri olmuş bir Trabzon beyefendisi, sevdalısı.

Şu an 95 yaşında. Ama boş durmuyor.

Elinde dosyalar.

Araştırıyor.

Hazırladığı dosyaları ilgili yerlere gönderiyor.

Basını bilgilendiriyor.

Kamuoyunda özellikle bu iki konuyu sürekli gündemde tutmaya çalışıyor.

"Bütün yolların kesiştiği bir liman kenti olarak İran’la yapılan ticaret zamanlarını, İranlı zengin tüccarların Trabzon’da hem ticaret yaptıklarını hem de mülk aldıklarını, hatta Yenicuma'da İran mezarlığının bulunduğunu anlatan Hasan Melek, deve kervanları ile yapılan ticaretin demiryolunun gelmesi ile bütün Ortadoğu, İran Ortaasya ve Uzakdoğu’yu kapsayacağını belirtiyor.

İpek yolunun liman kenti Trabzon değil mi?

O halde bundan iki asır önce dünyanın düzenini değiştiren sosyalizmin kurucusu diyebileceğimiz Engels'in bile öngördüğü tren neden Trabzon'a gelmez.

Cumhuriyetin kuruluşunun hemen akabinde Bayındırlık Bakanlığı yapmış Trabzon milletvekili Ahmet Muhtar beyin çıkarttığı kanun neden öylesine tozlu raflarda durur.

Hepsinden önemlisi Cumhuriyetimizin kurucusu M.Kemal Atatürkün en büyük isteği olan demiryolu neden Trabzon’a gelmez.

Bunu sadece Hasan Melek gibi bu kentin büyükleri dert edinmemeli.

Ben sen o biz hepimizin ortak derdi olmalı.

Güney Çevre Yolunu da 

Demiryolunun Trabzon'a gelişini de  inşallah 95 yaşında olmasına rağmen umudunu yitirmeyen Hasan Melek başkanımızla birlikte  görürüz...

Çok şey mi istedik...

Olsun umut iyidir.

İnsanı diri tutar.

 

******************

 

ÖNCE SU

SONRA SAATİ

 

Trabzon gibi engebeli arazide yol çok önemli.

Önce köye yol vurulur.

Sonra mahallelere sonra da evlerin önüne...

Yaylalarda da durum aynı.

Yaylaya yol gelir.

Ama bitmez."Habur’dan bi yol da bizim kelifin önüne vursanız" istekleri başlar.

O biter dayıoğlu devreye girer.

Emiceoğlu çoktan işini görmüştür de filan delegenin falan hala oğlu da durur mu,ya teyzem uşağı...

Tek tek evlerin önüne araba yolu gelecek.

Köy yayla fark etmez.

Önceleri ANAP dönemlerinde köy ve yaylalara elektrik getirildiğinde herkes kapısının önüne bir direk bir de lamba istemeye başladı.

İşini beceren herkes de aldı.

İşini beceremeyen de yoktu ya.. 

Çok köylerde YSE çeşmeleri vardı.

Sonrasında grup suları yerlerini aldı.

Yeni bir iş çıktı o dönemde de...

Muhtarlar Özel İdarenin kapılarından ayrılmıyorlardı.

En büyük istekleri su borusu idi.

Haklıydılar 

Ama bir köyün kaç hanesi var?

Her kapıya nasıl su gidecek?

İmece usulü devreye girer.

Bugün köylerde içilen suların hemen tamamı kazma kürekle kazılan su yollarına döşenen borularla evlere getirilen sudur.

Kazma küreği kim salladı.

Senin benim babam, dayım, amcam, abim, kardeşim..

O zaman da su borusu lazım oldu.

Siyasiler devrede.  

Su gibi aziz olasınız duaları eşliğinde borular alınır nasırlı ellerin açtığı kanallara dizilir evlere su getirilir.

Evlerde koca koca güğümlerle kofalarla su taşıyan gelinler kaynanalar kızlar bir rahat nefes alır.

Hemen her evin içinde su vardır.

Su  olunca da,

Çamaşır makinesi şofben filan derken bir rahatlama gelir.

Artık ocak başlarındaki kara güğümde kaynatılan suyla yapılan her türlü iş kolaylıkla yerine getirilir.

Bütün bu kolaylıklar köylere çağ atlatmıştır.

Bu arada musluğu çeviren halkımızın fatura ne kadar gelecek diye de bir endişesi yoktur. 

Endişe edilecek bir durum da olamazdı zaten.

Köyler mahalle değildi.

Henüz köy statüsünde idiler.

Üstelik suları da köylü kendi imkanları ile getirmişti evine...

Büyükşehir olduk.

Köyler mahalleye dönüştü...

İşte ne olduysa ondan sonra oldu. 

Yasa öyle diyordu.

Kolay mı Büyükşehir olmuştuk.

Artık musluktan akan sular öyle bedava olamazdı.

Yasa bu suyu senin baban deden getirdi diye bakmaz.

Hoş yeraltı yerüstü ne varsa hepsi devletin tasarrufunda değil miydi?

Evet öyledir.

Peki ne olacak şimdi?

O büyüklerinin eve getirdiği su var ya ona saat takacağız ve harcadığın suyun ücretini alacağız.

Tamam ona da eyvallah.

Ama sularımız sağlıklı mı, kontrolü yapılmış mı, arıtılmış mı, belediye bu konuda bir hizmet vermiş mi?

Sağlıklı koşullarda belediye su getirmiş de halkın itirazı mı olmuş?

Şimdi halk der ki, sağlıklı suyumu getir.

Saatini de tak.

Ücretin de neyse al.

Belediye de der ki yok hayır sen saatini tak ben harcadığın suyun ücretini alayım.

Yoksa ceza yazarım.

Peki nasıl çözülür bu iş...?

Bence;

Büyükşehir Belediyesi köylere/mahallelere sağlıklı su şebekesini bağlayana kadar vatandaş dededen kalma suyunu su saati olmadan kullansın.

TİSKİ  suyu getirdiğinde ücreti neyse alsın.

Anlaştık mı?

Yoksa  su saati bir bakarsınız siyaseten olumsuz sonuçlar doğurur...

Su gibi aziz olmak varken dayatmanın bir anlamı var mı?

Önce su, sonra saati...

 

*****************

 

OYUN OYNANDI 

VE BİTTİ

 

Trabzonspor sadece bir futbol takımı değil.

İngiltere'de ilk kez futbol oynandığı zamanlarda futbolun kitabını yazan bir şehirden söz ediyoruz.
Sadece çok yakın zamanda biri Trabzon Lisesi diğeri Erdoğdu Lisesi olmak üzere iki dünya şampiyonu çıkarmış olması, bağrından yetiştirdiği futbol hocası Şenol Güneş'le birlikte Milli Takımın ilk ve son kez dünya üçüncülüğü ve Trabzonspor'un şampiyonluklarını göz önüne aldığımızda kentin ruhuna sinmiş bir futbol sevgisinin olduğunu görmek mümkün.
Ama özellikle 2010/2011 tarihinden itibaren bu futbol kentinde bir şeyler çok ters gitmeye başladı.
Aşırı borçlanmalar, bir yerlere muhtaç olmalar, sonunda parasal anlamda iflaslar ve bu iflaslar sonucunda "kurtarılmayı" beklemeler.
Sonra içe dönük oyuncu tercihleri, yerli futbolculardan çok iyi verim almalar... Ama sonrasında yine Transferlerde yanlış tercihler...
Bu arada en hafif sözle söyleyebileceğimiz "hakem hataları", peşi sıra gelen cezalar... Oluşturulan "Trabzonsporun arkasında önemli siyasi figürler var" söylemleri...
Saha sonuçlarının çok iyi gittiği bir dönemde Antrenör değişimi,
Yıldız  futbolcuların sakatlığı...
Ve UEFA'nın sürpriz men cezasının ardından "şampiyon  olsak da bizi Avrupa kupalarına almayacaklar" moral bozukluğu...
Pandemi sürecindeki özellikle yabancı futbolcuların panik hali,
Yine  Başakşehir "her türlü işi görür" haklı/haksız düşüncesinin getirdiği ruh hali...
Yönetimin bu yükün sadece mali tarafıyla ilgilenip oyunculara yönelik "terapi" anlamında motive edici ilgiyi göstermemeleri.
Yine yöneticilerin güçlü bir sesle "Biz bu sene her ne pahasına olursa olsun şampiyon olacağız" söylemlerini yüksek sesle dillendirememeleri,

Son zamanlarda kamuoyuna da yansıyan futbolcular arasında gruplaşma ve anlaşmazlıklar,
Antrenör Hüseyin Çimşir kadar futbolcuların da öne geçtikleri maçlarda geri yaslanmaları sonucu kaybedilen maçların da katkısı vardı.
Çeşitli söylemler var:
Başakşehir'in Katar'a satılacağı için kollandığına dair.
Diyelim kollandı.
TS "corona  ligi"ne lider olarak girdi.
Topu topu 8 maçtı kalan.
İnsan canını dişine takar,
Bu sekiz maçta yetecek puanları toplardı.
Biz TS’liler Başakşehir'in puan kaybedeceğine inandık.

Ama TS'un hiç puan kaybetmeyeceğine de inanmıştık!
Ne oldu nasıl oldu, durum bu hale geldi?

Bu sezonun ismi Cemil Usta sezonuydu.

Efsane kaptanımızın hatırına bu yılın onun karakterine uygun geçeceğini düşünmüştük.

Olmadı.

"Oyun oynandı" bitti.

Neden böyle oldu?

Bu sorunun cevabını bulan bana da söylesin.

Bir de boyunlarına Trabzonspor  kaşkolu  takılan siyasilerin her takımın kaşkollarını taktıklarını da unutmayalım.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar